Translate

31 Mayıs 2008 Cumartesi

Rize,More Information About Rize,Main Attractions in Rize



RiZE is a small town at the foothills of the northeastern part of Turkey. It enjoys a status of being the capital of the Rize Province.


Geographical Location
Rize is situated on hills surrendering itself down to the sea. Rize is linked with Trabzon by road, which is 41 miles west and with Hopa, which is 55 miles East. The important cities of Rize include Trabzon, Gumushane, Bayburt, Erzurum and Artvin. Rize comprises 32 provinces with lovely bird watching spots. It ranges from an altitude of 0m to 3932m.


Climate
Rize enjoys and experiences a mild climate with sunny summers mild winters. As a result of this ideal type of climate Rize enjoys plentiful and prosperous natural vegetation.
Economical Status
The basic economical structure of Rize rests upon the processing and sea shipping of tea. Rize is well known for its Tea Research Institute, which was originally established in 1958. Rize greets you with miles of tea plantation. Throughout the year, Rize produces about one million raw tones of tea. Fishing is the second main occupation of the people of Rize.


History
Formerly Rize was known by the name of Rhizaeum during the reign of Procopius, Peri Ton Polemon, VIII and II. In 1923 the major Christian population of Rize left the town to settle down elsewhere. Irrespective of its size, Rize holds a significant position as the major tea producing, processing and packing center in Turkey.


Population Of Rize
Around 370,000 inhabitants have made this significant town of Turkey their domain. Most of the people of Rize are adventurous and they are tremendously enthusiastic about sea-based
activities.
If you want to reach Trabzon (70 km west) and Erzurum (300 km south) you have to travel by road from Rize. Moreover, you can reach Istanbul from Rize by ship. The city is wonderfully situated at the heart of the tea plantations covering the whole mountainous region. If you stand at the Ziraat Park of the city you will surely be fascinated to have a picturesque view of the stupendous natural beauty and exuberance of the entire region. The summer tea festival of Rize surely gives an opportunity to taste the best blend of tea and the rare and famous Anzer honey usually obtained from the mountainous regions of the land. One of the things you should never forget in Rize is to purchase light summer garments known by the name of city “Rize-Bezi”. You will also get to have a glimpse of the 16th Century Islam Pasha Mosque and the wild remains of the Genoese Castle. Rize is one of the favorite camping grounds for tourists by the side of the lovely Alpine Lake amidst enchanting mountains and meadows. The trekkers heading towards the Kackar Mountain start their journey from the little town of Camlihemsin However, if you desire to spend most of your time in the lap of the nature then your journey should obviously include Firtina Vadisi, the Storm Valley with its fine-looking castle and Zirkale and the bridges of Byzantine Empire.
Ecological Features
Rize remains green in every season, as it is the major and most significant producer of tea in the whole of Turkey. Other than tea, Rize is also notable for the growth of a wide variety of citrus fruits. Recently, the tropical kiwi and avocado plantations have also been given very fruitful and positive results.
Surrounded with a rich natural texture, Rize offers many attractions for visitors.
Castles
The 14th century Rize Castle by Genoese
The Zir Castle
The Kale-i Bala and Ciha Castle located in the boarders of the province
Mosques
Gulbahar Mosque
Islam Pasa Mosque
Cafer Pasa Mosque
Thermal Resorts
The Andon mineral water spring is located 20 km from Rize and is a center of attraction and interest for the local inhabitants of the town. The waters of these mineral springs are monochrome, scentless and absolutely clear and pure. In addition to this the mineral spring waters of Ikizdere – Simsirli mineral water and Cayirli Mineral water are believed to have the clinical powers.
Waterfalls
The Agaran Waterfall is the only waterfall in Rize, which is fantastically located on the Sairler creek flowing through Cayeli District. There is no doubt about the fact that the Agaran Waterfall is really a stupendous natural wonder.
Highlands
The main highland plateaus of Rize are located at the edge of the Kackar Chain Mountains, at the Camlihemsin Hemsin and Ikizdere Districts. These highlands are special tourism centers where you are sure to enjoy the pleasure of dwelling beyond the clouds.
Preserved Areas
The Kackar Mountain National Park is one of the major and most significant preserved areas in Rize.
Ornithology Areas
The Eastern Black Sea Mountains have been considered as one of the major ornithology areas of Rize.
Museums in Rize
In the Ataturk Museum in Rize you get to see some of the individual and private belongings of Ataturk. In association with this, certain ethnographic works excavated from several places of the town are prestigiously exhibited in the Mehmet Mataraci Mansion.

ÇanakkaLeden resimLer.

DUR YOLCU














KILIÇ BAYIRI














KİLİTBAYIR KALESİ












YARALI DÜŞMAN ASKERİ TAŞIYAN TÜRK














KUBBE

PatronLar,işyeri sahipLeri! BiriLerini işe aLmadan önce yapmanız gerekenLer hakkında ipucu.!


Bir odaya 100 kadar tuğlayı belli bir şekilde dizili
olarak bırakın. Daha sonra odaya 2 veya 3 aday
gönderin ve kapıyı kapatın. Onları kendi hallerinde
bırakın ve 2 saat sonra odaya giderek durumu analiz
edin.Eğer ...


1. Tuğlaları sayıyorlarsa Muhasebe bölümüne.


2. Tuğlaları saymışlar ama tekrardan sayıyorlarsa Denetçiler bölümüne.


3. Tuğlaları odanın her yanına saçmışlarsa Mühendislik bölümüne.


4. Tuğlaları garip bir düzende sıralamışlarsa Planlama bölümüne.


5. Tuğlaları birbirlerine atıyorlarsa Operasyonlar bölümüne.


6. Uyuyorlarsa Güvenlik bölümüne.


7. Tuğlaları parçalara ayırmışlarsa Bilgi teknolojileri bölümüne .


8. Boş boş oturuyorlarsa, İnsan kaynakları bölümüne .


9. Bir çok farklı kombinasyon denediklerini söylüyorlar, ama bir tuğlayı bile yerinden kıpırdatmamışlarsa Satış bölümüne.


10. Odada değillerse Pazarlama bölümüne.


11. Camdan boş boş dışarı bakıyorlarsa Stratejik planlama bölümüne.Ve son olarak.....


12. Birbirlerine bir şeyler anlatıyorlarsa ve tek tuğla bile yerinden oynamamışsa,onları tebrik edin ve üst yönetime yerleştirin...

27 Mayıs 2008 Salı

DENİZDE YAKIT KİRLENMESİ VE KİRLENME SONRASINDA ÇEVRE KORUMA SİSTEMLERİ

DENİZ KİRLİLİĞİNE GENEL BAKIŞ

İnsanların dikkatinin deniz kirliliğine çekilmesinde, büyük tankerlerin yapmış
olduğu kazaların katkıları büyüktür. Bunlardan biri 1987 Mart'ında Fransa açıklarında
denize 230.000 ton ham petrol sızdıran AMOCO CADIZ tankerinin neden olduğukazadır. Akdeniz yeryüzündeki deniz alanlarının yüzde birini kapsamasına karşın, dünya yüzeyindeki yüzer petrol ve zift tabakalarının yarısını içinde barındırmaktadır. Deniz yüzeyindeki kirlilik diğer kirlilik çeşitlerine göre daha az deniz kirliliği oluşturmasına karşılık insanların direkt olarak bu kirliliği görmeleri dikkat çekici bir faktördür. Tanker kazalarının deniz kirlenmesine katkısının tüm kirliliğe oranı % 25 kadardır. Petrol tabakalarının çaresine nasıl bakılacağı sorunundan halkın haberdar olması 1976'da TORREY CANYON'un bombalanması olayı ile olmuştur. Bu başarısız girişim ile 1981 yılı arasında kazalarda yok olan petrol yükü 200 milyon dolar, temizleme çalışmaları 250 milyon dolar, çevre (ekonomik) ve kamu zararları 300 milyon dolar, tazminat davaları 250 milyon dolar mertebesindedir[2]. Bu gün bu rakamlar taşımacılığın artmasıyla çok daha yüksek mertebelere çıkmıştır.


4.2. DENİZLERDE OLUŞABİLECEK KİRLİLİK TİPLERİ

Dünya üzerindeki denizler yüzyıllardan beri atık merkezleri olarak
kullanılmıştır. Denizlerde meydana getirilen kirlilikleri üç ana gruba ayırabiliriz:

1. Deniz Dibi Kirliliği.
2. Deniz Suyu Kirliliği.
3. Deniz Yüzeyi Kirliliği.



Dip kirlenmesi insanlar tarafından atılan katı atıklardan kaynaklanmaktadır.
Bunlar; variller içinde atılan sanayi artıkları, katı çöpler ,kutu içecekler, pet şişeler,metal artıklar, vs. dır. Genelde bu kirlilik deniz suyunu fazla kirletmez ancak bu atıkların yok olma süreleri çok uzun olduğu için (plastik türevleri 400 ile 700 yıl) kalıcı bir kirlilik yaratırlar. Deniz kirliliğinin asıl sebeplerinden biri direkt suda çözünerek kirlilik yaratan atıklardır. Bunları biyolojik ve sentetik diye ikiye ayırabiliriz. Biyolojik atıklar deniz içindeki bakteriler tarafından kısa sürede (6 ile 12 ay) yok edilebilir. Ancak bu atıkların miktarı fazla olursa denge bozulabilir. Sentetik atıklar deniz tarafından yok edilemez ve en tehlikeli atıklar (deterjan, ağır metaller içeren atıklar vs.) bunlardır. Bu yazının ana konusu olan deniz yüzeyini kirleten maddelerin başında yağ ve petrol türevler gelir. Bunun yanında deniz suyu yoğunluğundan daha az yoğunluktaki maddelerde (tahta parçaları, çöpler, pet şişeler vs.) yüzey kirliliğini oluşturur.


4.3. DENİZLERDE PETROL VE YAĞ KİRLENMESİ

Bundan sonra yağ, ham petrol ve petrol türevi maddeler kirletici adıyla
anılacaktır. Genelde herhangi bir, nedenden dolayı denize dökülen kirleticinin (yağ, ham petrol ve petrol türevi) kalınlığı kısa sürede 1 mm'nin altına düşer ve km'lerce büyüklükte bir alana yayılır. Bu kirlenme yüzey akıntısı ve rüzgarla daha büyük alanlarayayılabilir. Kirletici önce kalınlığının etkisiyle daha sonra yüzey gerilimi vasıtasıyladeniz yüzeyinde yayılır. Kirleticinin viskozitesi ile sıcaklığı yayılma üzerinde yayılmayıarttırıcı bir etkisi vardır. Kirletici yüzeye yayıldıktan birkaç saat sonra parçalanıp akıntıveya rüzgar yönünde çizgiler halinde dağılır. Kirletici bu aşamadan sonra kendi akıcılığıile değil, dış etkenler nedeniyle yayılır. Yayılan kirleticinin bir kısmı buharlaşır.Buharlaşma miktarı kirleticinin uçuculuğu, ortam sıcaklığı, kirleticinin yayıldığı alan,kirleticinin kalınlığı ile doğru orantılıdır. Ayrıca rüzgar ve dalga buharlaşmayı arttırır.
Buharlaşma kirleticinin viskozitesini arttıracağından temizleme işlemini zorlaştırıcı birfaktördür. Dalga ve çırpıntılar yüzeydeki kirletici tabakanın parçalanmasına ve kirleticidamlacıkları oluşup bunların suya batıp yüzeyin altında ikinci bir tabaka oluşturmasınaneden olur. Viskoz kirleticiler fazla dağılmadan uzun süre su yüzeyinde kalabilir.Viskozitesi düşük olan kirleticiler çabucak parçalanıp dağılma eğilimindedirler. Bir çok kirletici, kirleticilik hacmini 3-4 kat arttırıcı şekilde suyla karışırlar. Bu olay sübyeleşme
adıyla anılır. Sübyeleşme genellikle viskozdur ve diğer etkilerle kirleticinin dağılmasınıengeller. Kirleticinin içindeki asfalt oranı % 5'den fazla ise kararlı Sübye oluşur.Sübyeler sakin havada veya kıyıda tekrar ayrışırlar. Viskozite sübyeleşmeyi ters oranda etkiler, ancak denizdeki 3 Beaufort kuvvetinden daha kuvvetli rüzgarlarda düşük viskositeli kirleticiler 2-3 saatte % 60-80 oranında sübyeleşirler. Yüksek viskozeteli kirleticinin % 10 sübyeleşmesi için yaklaşık 10 saat geçmesi gerekir. Sübyenin oranı
arttıkça kirleticinin yoğunluğu deniz suyuna yaklaşır ve kirleticinin rengi sırasıyla siyah,karverengi, turuncu ve sarı olur. Kirleticinin bir kısmı zamanla suda çözünür.
Çözünme oranı ve miktarı, kirleticinin miktarına, cinsine, suyun ısısına, dalgalara ve dağılma yüzeyine bağlıdır. Çok ağır ve çok hafif kirleticiler suda çözünmez. Oksijenle direkt temas eden kirleticiler oksidasyona uğrarlar. Hidrokarbon molekülleri ya çözünürler yada birleşerek katranları oluştururlar. Güneş ışığı altında ince filmler 24 saatte % 1'in altında bir oranda parçalanırlar. Yüksek viskoziteli kirleticiler ve sübyelerinin oksidasyonu onları kararlı kılar. Kirleticiye yapışan organik maddeler çökelmeye neden olabilir. Ayrıca ısı değişimleri çökelmeye neden olur. 10OC ısı yükselmesi deniz suyu yoğunluğunu % 25 değiştirir, kirleticinin yoğunluğu ortalama % 0.5 değişir. Bu nedenle gündüz yüzen kirletici gece batabilir. Bu durum yüzey kirlenmesini önleyen bir faktördür ancak daha tehlikeli olan dip kirlenmesine neden olur. Deniz suyu pek çok bakteri içerir. Bu bakteriler kirleticiyi karbon kaynağı olarak kullanarak bir kısmını parçalar. Bu tür biyolojik bozunumu etkileyen faktörler, ısı, oksijen oranı, nitrojen ve fosfor gibi çok çeşitlidir.

4.4.DENİZ KİRLİLİĞİNİN HUKUKİ YÖNÜ

1954 tarihli Petrol Kirliliğini Önleme Sözleşmesi petrol kirliliğinin etkilerini azaltmak amacıyla düzenlenmiş ilk önemli Sözleşme idi. Ancak, takip eden yıllarda kirlilik tehdidi büyük oranda arttı ve kuruluşundan itibaren, IMO kirlilik sorununa büyük önem verdi. 1954 Sözleşmesi 1962 yılında değişikliğe uğradı, fakat Torrey Kanyon kazası dünyaya deniz yoluyla petrol taşımacılığının deniz çevresine oluşturduğu tehdit konusunda önemli bir uyarı oldu. Felaketten hemen sonra, IMO bir dizi Sözleşmeler ve Kurallar geliştirmek üzere çalışmalar yürüttü, bunlar arasında 1969 yılında kabul edilmiş bulunan 1954 Sözleşmesinin gözden geçirilmesi de vardı.

1969 Yılında iki Sözleşme kabul edildi. Bunlardan birisi Açık Denizlerdeki Petrol Kirliliği Olaylarında Müdahale Hakkında Sözleşme idi ki bu Sözleşme, Sahil Devletlerinin açık denizlerde meydana gelen ancak petrol kirliliğine yol açması olasılığı bulunan kazalara müdahale etme haklarını düzenlemekteydi. Bu Sözleşme 1975 yılında yürürlüğe girdi.

İkincisi ise Petrol Kirliliğinden Oluşan Zararın Sorumluluğu Hakkında Uluslararası Sözleşme idi ve bu Sözleşme kaza sonucunda bir petrol kirliliği olması durumunda bu kirlilikten etkilenenlere karşı geminin veya yükünün sorumluluğunu düzenlemekteydi. Sözleşme, kirlilik kurbanlarının kullanabilecekleri yeterli miktarda tazminatın hazır bulundurulmasını amaçlamaktaydı ve bu tazminatı ödeme yükümlülüğünü donatana yüklemekteydi. Bu sözleşme, 1975 tarihinde yürürlüğe girdi.

Bazı devletler, bu Sözleşme ile getirilmiş bulunan mali sorumluluk limitlerini çok düşük bulmaktaydılar ve hazır bulundurulan tazminat miktarının pek çok olayda yetersiz kaldığını belirtmekteydiler. Sonuçta, IMO tarafından 1971 yılında yeni bir konferans toplandı ve bu konferansta Petrol Kirliliğinden Oluşan Hasarın Tazmini İçin Uluslararası Fon Kurulması Hakkında Sözleşme kabul edildi. Bu Sözleşme 1978 yılında yürürlüğe girdi.

Bütün yükü donatana yükleyen Sivil Mali Sorumluluk Sözleşmesinden (civil Liability Convention) farklı olarak, Uluslararası Deniz Kirliliğinden Oluşan Zararı Tazmin Fonu (IOPC), kazadan sonra bir petrol kirliliği meydana gelmesi ve bundan oluşan zararın Sivil Sorumluluk Sözleşmesi çerçevesinde karşılanamaması durumunda ek bir tazmin sağlamak amacıyla düzenlenmişti. Böylelikle tazmin yükümlülüğü donatan ve yük sahipleri arasında eşit olarak bölüştürülmekteydi.

Bu fonla ilgili çalışmalar merkezi Londra’da bulunan IOPC Fonu Örgütü tarafından yürütülmektedir.

1969 tarihli Sivil Sorumluluk ve 1971 Tarihli Fon Sözleşmelerinde belirlenen limitler IMO Tarafından 1992 yılında toplanan bir konferansta kabul edilen bir protokolle arttırıldı. Bu Protokol 1996 yılında yürürlüğe girdi ve petrol kirliliğinden zarar görenlere ödenebilecek miktarın üst sınırını 135 Milyon USD’e yükseltti.

Deniz kirliliğinin hukuksal yönü ile ilgilenen Sözleşmelere ek olarak, IMO bu konunun diğer boyutları ile de önemle ilgilendi. Petrol taşımacılığında görülen büyük artış, ve buna bağlı olarak deniz kirliliği olaylarında sadece kazalardan dolayı değil ancak normal denizcilik faaliyetleri sonucunda ve özellikle de tank yıkama nedeniyle artışın olması deniz çevresinin korunması konusundaki uluslararası duyarlılığı arttırdı. 1971 yılında 1954 tarihli Deniz Kirliliğinin Önlenmesi Sözleşmesinde değişiklikler yapılarak bir kaza sonucu meydana gelebilecek petrol kirlenmesinin azaltılması ve Avustralya’daki Great Barrier Reef bölgesine özel koruma sağlanması amaçlandı.

Bununla birlikte, çoğunluğun kafasındaki düşünce, gemilerden kaynaklanan petrol kirliliğinin önlenmesi konusunda bütünüyle yeni bir Sözleşmenin gerekli olduğu idi. Bu yüzden IMO 1973 yılında gemilerden kaynaklanan deniz kirliliğini bütün ayrıntılarıyla görüşmek üzere büyük bir konferans topladı. Bu konferansın sonucunda kirliliğin önlenmesi konusunda en ayrıntılı ve en önemli Uluslararası Sözleşme olan Gemilerden Kaynaklanan Kirliliğin Önlenmesi İçin Uluslararası Sözleşme (MARPOL) kabul edildi. Bu Sözleşmede yalnızca petrolden kaynaklanan deniz kirliliği değil, kimyasallar, çöpler ve lağım suları gibi diğer zararlı maddelerden kaynaklanan kirlilik de ele alınıyordu.

MARPOL Sözleşmesi, gemilerden denize bırakılabilecek sintine miktarını büyük ölçüde kısıtlamış, hatta Karadeniz, Kızıldeniz gibi belli deniz alanlarında bunu tamamen yasaklamıştır.

Bazı ülkeler belli teknik sorunlar nedeniyle bu Sözleşmeyi imzalamakta zorluklar yaşadılar. Arada geçen zamanda 1976/77 Kışı meydana gelen bir dizi tanker kazası daha ileri derecede önlemler alınması gereksinimini doğurdu. IMO, bu gereksinimi karşılamak amacıyla hızla harekete geçerek 1978 Yılında Tankerlerin Güvenliği ve Kirliliğin Önlenmesi konusunda Konferans yapılmasını sağladı. Bu Konferansta 1973 MARPOL Sözleşmesine ham petrol tanklarının yıkanması gibi çalışma usullerine yönelik bir dizi teknikleri içeren ve ayırılmış (Segregated) balast tanklarının daha iyi korunmuş bir yere alınması gibi inşa gerekliliklerinde bir dizi değişikliği getiren bir protokolün eklenmesi kabul edildi. 1973 MARPOL Sözleşmesinin kabul edilen1978 Protokolü, aslında ana Sözleşmenin değişikliğe uğramış şekli idi. Bu belgeler ikisi birden MARPOL 73/78 olarak anılmaya başlandılar ve 1983 yılında yürürlüğe girdiler. Sözleşmede bu tarihten sonra pek çok başka değişiklikler de yapıldı.

1990 Yılında IMO, Deniz Kirliliğine Hazırlık, Mücadele ve İşbirliği Hakkında Uluslararası Sözleşmeyi (OPRC) kabul etti. Bu Sözleşmenin amacı, bir tanker kazası gibi acil durumlarda ülkelerin acil müdahale olanaklarını arttırmaktı. Sözleşme Mayıs 1995 Tarihinde yürürlüğe girdiyse de bazı hükümleri çok daha önceden, 1991 baharında Basra Körfezinde meydana gelen büyük deniz kirlenmelerine karşı kullanılmıştı. Bu önlemler, özel bir IMO Fonundan desteklenmekteydi ve ekolojik açıdan önemli pek çok deniz alanının büyük zararlardan kurtarılmasına yardım etti.

1996 Yılında IMO, tehlikeli ve zehirli atıkların deniz yoluyla taşınmasından doğabilecek zararın tazmini amacıyla uluslararası bir sözleşmeyi (HNS) kabul etti. Bu Sözleşme, 250 Milyon USD e kadar olan zararların tazmini konusunda iki aşamalı bir sistem getirmekteydi. Sözleşmede yalnızca kirlenme boyutu değil, yangın ve patlama gibi diğer riskler de ele alınmaktaydı.


Güvelik ve kirliliğin önlenmesi IMO’nun ilgilendiği ana konular olmakla beraber, Örgütün pek çok diğer alanlarda etkinlikleri de bulunmaktadır.

Bunlardan bir tanesi deniz taşımacılığının kolaylaştırılmasıdır. Geçmişte uluslararası standart hale getirilmiş belgelendirme usullerinin bulunmaması hem gemideki görevli personel hem de karadaki ilgili kişiler için önemli bir yük oluşturmaktaydı ve önemli ölçüde gecikmeye neden oluyordu.

IMO, kurulmasından itibaren bu sorunlarla ilgili çalışmalar yapmaya başlamıştı ve 1965 yılında, Deniz Trafiğinin Kolaylaştırılması Hakkında Uluslararası Sözleşmeyi (FAL) kabul etti. Bu Sözleşmenin temel hedefleri deniz trafiğinde gereksiz yere gecikmeleri önlemek, Hükümetler arasında işbirliğinin geliştirilmesine yardım etmek, gemilerin limana girişleri çıkışları ve limanda kalışları ile ilgili formaliteler ve usuller hakkında uygulanabilir ölçüde birörnek olunmasının sağlanması idi. Bu Sözleşme 1967 yılında yürürlüğe girdi.

IMO’nun deniz kirliliğinde mali sorumluluk konusunda yaptığı çalışmalardan daha çok söz edilmesine rağmen, Örgüt diğer hukuki konularda da çeşitli Sözleşmeler hazırlamıştır.


4.5. DENİZ YÜZEYİNDEN PETROL VE PETROL TÜREVLERİNİ TEMİZLEME SİSTEMLERİ

Kirleticileri deniz yüzeyinden temizlemek için üç ana yöntem vardır:
1. Biyolojik yöntemler.
2. Sentetik yöntemler.
3. Mekanik yöntemler.

Biyolojik yöntemler bakteriler vasıtası ile kirleticinin parçalanması mantığına
dayanır. Sentetik yöntemlerin ana fikri sentetik olarak üretilen temizleyici vasıtasıyla kirleticiyi parçalayarak yok etmek veya kirleticinin tam katı hale gelip (plastik gibi) kolay bir şekilde toplanabilmesini sağlamaktır. Ancak her iki yöntem de geliştirilme aşamasında olup çok pahalı yöntemlerdir.

Mekanik toplayıcıların hepsi bir kirletici toplama sistemi ve kirleticiyi depoya
aktaran bir pompa sisteminden oluşmaktadır. Mekanik toplayıcıları 5 ana kategoride toplayabiliriz.

1. Emici toplayıcılar.
2. Adhezyon (yapışma) sistemli toplayıcılar.
3. Mekanik taşıyıcılı toplayıcılar.
4. Suda delik sistemli toplayıcılar.
5. Girdap prensipli toplayıcılar.

4.5.1. Emici Toplayıcılar

Su üzerindeki kirletici emilerek sudan toplanır (Şekil 1.). Emilen akışkanın
içinde % 80'den fazla su vardır. Kirletici tabakasının inceliği karışımın içindeki su oranını arttırır. Kirleticiyi ayırmak için büyük tanklara ve depolara ihtiyaç vardır. Bu toplayıcıların verimleri hafif çırpıntılı denizlerde çok düşmekte ve sakin denizlerdetercih edilmelidir.

4.5.2. Adhezyon Sistemli Toplayıcılar

Kirletici malzeme sert yüzeylere yapışır, bunun yanında su çok az yapışır.
Kirleticinin tutunmasını arttırmak için oleofilik malzeme kullanılır. Bunlar küçük ebatlı
aletler olup saatte toplayabildikleri kirletici miktarı düşüktür. Oleofilik malzemelerin en
yaygın kullanılanı Polipropilen'dir. Oleofilik malzemeler çok pahallı olup yüksek
teknoloji ürünleridir. Bu sistemlerin verimi oldukça yüksek olup 1'e yakındır. Verimden
kasıt, denizden toplanan karışımın içindeki kirleticinin oranıdır. Bu kategoride 3 ayrı
sistem vardır.

4.5.2.1.Halatlı Sistem: Kirletici bir halata yapışır. Halat 2 merdane arasında
sıkıştırılarak üstündeki kirletici temizlenir. Yüksek viskoziteli kirleticinin halattan temizlenmesi problem olmaktadır. Orta ve düşük viskoziteli kirleticilerin toplanmasında uygundur. 3 kuvvetinde havalara kadar çalışabilir.

4.5.2.2.Diskli Sistem : Bu sistemde bir disk, üzerinde kirletici olan suyun içinde
dönerek kirleticiyi toplar. Disk üzerinde sıyırıcı bir hevha, yapışan kirleticiyi temizler.Bu temizleyiciler 2 kuvvetine kadar havalarda çalışabilmektedir. Yüksek toplama verimi ve hızına sahiptirler. Sübyeleşmiş kirleticiyi toplama yeteneği çok düşüktür.

4.5.2.3.Kayışlı Sistem : Bu sistemde iki silindir yardımıyla döndürülen bir kayışınyüzeyden topladığı kirleticiyi başka bir silindirin sıkıştırması yardımıyla kazınmasıprensibi ile çalışır. Bu sistemler sübyeleşmiş kirleticiyi hatta katı atıklar dahi temizleyebilir.

4.5.3. Mekanik Taşıyıcılı Toplayıcılar

Bu yöntemde su üzerindeki kirletici, halatlar veya dubalarda tecrit edilir. Daha
sonra konsantre kirletici arşimed vidası, padıl, fırça gibi mekanik vasıtalar ile bir tankailetilir. Bu yöntemin verimi kirleticinin kalınlığının fazlalığı ve viskozitesinin yüksekliği ile artar. Her türlü yüzey kirliliğine uygulanabilir.

4.5.4. Suda Delik Sistemli Toplayıcılar

Bu yöntemde suda kirletici ve suyun akabileceği suni bir delik yaratılır. Her
türlü kirletici bu sistemle toplanabilir. Su kirleticiden yoğunluk farkı yoluyla ayrılır. Busistemin verimi düşüktür. Ayrıştırma tankına kirleticiyle birlikte çok fazla su girer.Verim ve toplama hızı, kirleticinin kalınlığına, visktozitesine, kirleticinin toplayıcıya geliş hızına, akıntıya, dalgaya ve rüzgara bağlıdır.


4.6. HIZLANDIRILMIŞ DİNLENDİRME YOLUYLA KİRLETİCİ TOPLAMA
SİSTEMİ

Aşağıda anlatılacak sistem İTÜ Gemi İnşaatı ve Deniz Bilimleri Fakültesinde
özgün olarak düşünülmüştür.Gemi ile entegre çalışacak yeni önerilen bu sistem
temelde "emme + yoğunluk farkı" ilkelerinden hareketle geliştirilmiştir. Buna ek olarakbazı yeni tasarımlar getirilerek, kirletici (petrol) ile suyun birbirinden hızlandırılmışdinlendirme dediğimiz bir yolla ayrışmasını sağlayan bir sistem elde edilmiştir. Deneyiçin dizayn edilen Şekil 8'de ve Resim 1'de ana tankları görülen sistem toplam dört bölümden oluşmaktadır.

a) Deniz suyu tasfiye pompası.
b) Deniz suyu seviye şamandırası.
c) Trim sarkacı.
d) Trimi ayarlayan pompa.
e) 220/12 V güvenlik birimi.

4.7.SİSTEMİN DENENMESİ VE DEĞERLENDİRMELER

Deneyler, sistemin niceliksel olarak sınanmasından ziyade, niteliksel olarak
denenmesine yönelik olarak gerçekleştirilmiştir. Bu her şeyden evvel dar bir alanda kirletici kalınlığının sabit tutulamaması nedeniyledir. Denemeler 1.5 m2 serbest suyüzeyine sahip kuşatılmış bir alana 3 lt 2 numara dizel yağı (kirletici) dökülerek yapılmıştır. Bu, başlangıçta, 2 mm kirletici kalınlığına tekabül etmektedir. Kirli su,yüzeyden tanka 1 cm kalınlıkta alınacak şekilde ayarlanmıştır. Boşaltma ve trim ayarpompaları önceki paragraflarda verilen devrelere göre otomatik çalışmaktadır. Ancak çalışılan kirletici miktarının çok fazla olmaması nedeniyle toplanan kirletici, (II) numaralı biriktirme tankına alınmayıp (I) no'lu dinlendirme tankında bırakılmıştır.
Yapılan denemelerde, Resim 3.'den de görüleceği gibi, sıfıra yakın ilerleme hızında kirletici-su karışımı herhangi bir türbülansa uğramadan düzgün akım hatlı bir akış karakteri göstererek sistemin giriş ağzına kadar gelmekte ve buradan kabarcıklar yaparak içeriye dökülmektedir. Şekil 13.'de tankın içide gözlemlenen durum skeç halinde gösterilmiştir ki, 0.5 m uzunluktaki bir tankın başlangıçtan boyu % 25'i kadar mesafede, kirletici artık tabaka oluşturmaya başlamakta ve bu da öngörülen çalışma sürecinin işleyeceğini göstermektedir.


I. Kirli suyun toplandığı ve yağın ayrıştığı bölme.
II. Kirleticinin toplandığı bölme.
III. Sancak ve iskelede iki adet balans (trim ayar) tankı.
IV. Elektrik ve denge elemanları.

PETROL TAŞIMACILIĞI

PETROL TAŞIMACILIGI

Dünyada petrol taşımacılığı boru hatları ve deniz yolları kullanılarak tankerlerle yapılır. Taşımacılığın yaklaşık %38’i boru hatları , geriye kalan %62’si ise tankerlerle yapılmaktadır. Ham petrol çıkarıldığı yerden işlenmek üzere rafinerilere taşınmaktadır.

Petrol nakliyesinde boru hatlarının kullanımının kuruluş maliyeti yüksektir.
Fakat bir kez kurulduktan sonra boru hatları düzenli bakım tutumla sorunsuz ve kesintisiz petrol nakliyesini sağlarlar. Tankerle petrol taşımacılığında ise risk her zaman mevcuttur. Ayrıca tanker kazaları oldukça büyük çevre kirlenmelerine neden olabilmektedir.

PETROLÜN DENİZ YOLUYLA TAŞINMASI

Petrol gemileri, tanklardan oluşur. Büyük tonajlı gemiler uygun yükleme ve boşaltma limanları veya bu bulunmazsa elverişli deniz koşullarında kullanılabilen yükleme ve boşaltma şamandıralarına ihtiyaç duyar. Temizleme ve bakım açık denizde yapıldığından liman işlemleri birkaç saat içinde tamamlanır. Petrol taşımacılığı armatörlerin başlıca piyasalarından biridir. Tanker yapımında kullanılan malzemenin kalitesinde sağlanan ilerlemeler, bunların birim boyutlarının 500000 tona ulaşacak şekilde büyük çapta arttırılmasını ve dolayısıyla taşıma maliyetinin düşürülmesini sağlamıştır. Ancak, 2. petrol şokundan ve tüketimin azalmasından bu yana taşıma hacminde bir aşırı kapasite meydana gelmiş böylece bazı dev tankerler işletme dışı kalmıştır.

3.1.1.Tanker taşıma maliyeti

Tankerlerle taşınan tonun maliyet fiyatı gemilerin boş durması pahasına uzun zaman altına inmeyeceği bir taban oluşturmaktadır.
Maliyet fiyatı iki etkenden oluşmaktadır: yapım maliyeti, liman ve yakıt harcamaları ile birilikte işletme yükleri.

Gemi yapım fiyatları özellikle Japon şantiyelerinin çalışmasıyla 60'lı yıllarda önemli şekilde düşmüştür. Japonlar böylece yapım hızını artırmak ve çelik tüketimin
azaltmak imkanı veren teknikler uyguladı. Buna ek olarak Japonya tek başına 200000 deadweight üzeri gemilerin yapımı imkanı veren havuzların yarısına sahiptir.


3.1.2.Petrol alıcısı için tankerle taşıma fiyatı

3 çeşit gemi kiralaması yapılmaktadır.
- spot veya seferine kiralama; armatör, bir yükü gösterilen limandan gösterilen diğer bir limana taşımayı kabul eder.
-arka arkaya seferle kiralama; gemi genel olarak iki yıldan az belirli bir süre veya önceden saptanan bir sefer sayısı için kullanılacaktır.
Bu iki durumda da taşıma fiyatı ton başına hesaplanmaktadır.
-zaman kiralama; armatör ay başına veya ton başına belirli fiyat karşılığında personeliyle birlikte kullanılmaya hazır bir gemiyi 20 yıla kadar uzayabilen bir süre için kiralayanın emrine vermektedir. Gemi kiralayanın emrinde olduğundan işletme giderlerinin karşılanması ve taşıma anlaşmalarının yerine getirilmesinden sorumludur.

Spot kiralamalar, petrol deniz trafiğinin %95 ini oluşturmaktadır. Bu kiralamalar Londra ve New York ta üslenmiş simsarlar brokerler aracılığıyla yapılmaktadır.yukarda verilen ilk iki kiralama türü için birkaç kotasyon baremi vardır: USMC, ATRS, AFRA, WORLDSCALA. ABD dışında genel olarak WORLDSCALA baremi uygulanmaktadır. Bu barem yakıt giderleri ile liman giderleri değişikliklerini dikkate almaktadır. Barem belirli bir sayıda bağlantılar ve 14 mil hızında, günde 28 ton mazot tüketen 19500 tonluk gemi tipi için navlun fiyatlarını verir.

Ekonomik açıdan bir şirket için önemli olan, kendi filosunun teknik maliyeti ve gemi kiralaması durumunda navlun oranıdır. Dünya petrol filosundaki fazla kapasiteler nedeniyle petrol şirketleri kendi filolarını ve uzun süreli kiralamalarını azaltmakta ve daha çok spot kiralamalara önem vermektedir.

Dünya tanker filosundaki 2003 yılına kadar olan artışları table da görmekteyiz. Buradan da anlayacağımız gibi tanker filosunda sürekli bir atış göze çarpmaktadır. Bu artış günümüzde de sürmektedir. Ayrıca önümüzdeki 5 yıl içinde İran'ın 15tane orta VLCC talebinde bulunduğu da bilinmektedir. Dünyanın en hızlı büyüyen ekonomileri olan Çin ve Hindistan da artan enerji talebini karşılamak için tanker filolarını güçlendirmek zorundadırlar.

Ayrıca uluslar arası analistlerin petrolün üretiminin pik noktası olarak en kötü tahmininin 2015 yılı olması da dünya tanker filosunun en kötü ihtimalle bu tarihe kadar sürekli artacağını gösterir.

2004 yılında OPEC üyesi ülkelerin sahip olduğu tanker sayıları ve bin dwt cinsinden tonajları aşağıda görüldüğü gibidir.



2004 2004
NO. DWT
Algeria 1 22,6
Indonesia 29 993,7
I.R.Iran 32 6050,0
Iraq 1 37,0
Kuwait 22 3176,3
S.P. Libyan,A.J. 6 275,4
Nigeria 2 408,8

Qatar 6 438,2
Saudi Arabia 19 1721,2
United Arab Emirates 7 275,4
Venezuela 21 1348,3
Total OPEC 146 14.747

Total World (a 3.670 318.117
OPEC Percentage 4,6


Rakamlardan da anlaşıldığı gibi dünya tanker filosunun yaklaşık %5’lik bir kışımı OPEC üyesi ülkelere aittir. Dünya tanker filosunun %25’lik bir kısmı ise petrol şirketlerine aittir.

Geriye kalan filo ise daha çok kolay bayrak devletlerinde toplanmış bulunmaktadır. OPEC ülkelerinin dünya tanker filosundaki paylarının az olması ürettikleri petrolün nakliyesinde boru hatlarına öncelik vermeleridir.Uluslar arası petrol taşıma pazarında kabaca 3500 tanker vardır. Bir tankeri kiralama bedeli charter oranı olarak bilinir. Bu oran tankerin büyüklüğüne ve özelliklerine göre değişir.Genelde tankerlerin taşıma kapasitesi arttıkça karlılıkları da artar.Dünya filosundaki yaklaşık 435 VLCC taşınan tüm petrolün üçte birini taşımaktadır.

DÜNYA ÜZERİNDE PETROL REZERVLERİ, ÜRETİMİ,TÜKETİMİ VE TİCARETİ

PETROL REZERVLERİNİN DAĞILIMI

Halen kesinleşmiş olan petrol rezervlerine 40 ve doğal gaz rezervlerine 62 sene ömür biçilmektedir. 1980 yılından bu yana, net petrol rezervleri %60 ve doğal gaz rezervleri %109 artmıştır. Bu artışın büyük kısmı, 1980’li yıllarda OPEC (Petrol İhracatçısı Ülkeler Teşkilatı- Organization of the Petroleum Exporting Countries) üyesi ülkelerde gerçekleşen keşiflerden gelmektedir. 11 trilyon varilin üzerinde olan dünya üzerindeki petrol rezervlerinin %78’i OPEC ülkelerinde, %16’sı ise OPEC üyesi olmayan ülkelerde (eski Sovyetler Birliği ülkeleri hariç) yer almaktadır. OECD ülkelerinde yer alan petrol rezervleri %8’lik bir paya tekabül etmektedir.
Dünya üzerindeki petrol rezervlerinin %65,3’ü Orta Doğu bölgesinde bulunmakta-dır. Suudi Arabistan tek başına rezervlerin %25’ine sahip bulunmakta ve onu %11’lik bir payla Irak, %9’arlık paylarla Birleşik Arap Emirlikleri, Kuveyt ve İran izlemektedir. Bölgenin rezervleri 1980’li yıllarda büyük artış göstermiş, daha sonra 1990’lı yıllarda Irak rezervlerindeki 12,5 ve Katar rezervlerindeki 9,5 milyar varil artışın dışında genel olarak sabit kalmış veya azalmıştır.
Orta Doğu’dan sonra rezervlerdeki en büyük pay %9,1 ile Güney ve Orta Amerika Bölgesine aittir. Bu bölgenin aslan payı, 1981’den 2005’e gelindiğinde rezervleri neredeyse 4 katına ulaşan Venezuella’ya düşmektedir.
Libya, Nijerya ve Cezayir başta olmak üzere Afrika, petrol rezervlerinin %7,3’üne sahiptir. Toplam rezervlerin %6,2’si eski Sovyet Bloku ülkelerinde bulunmakta, bunların da %74’ü Rusya’da yer almaktadır. ABD, Meksika ve Kanada’da da önemli petrol rezervleri bulunmaktadır. Meksika, OPEC üyesi olmayan önemli bir petrol üreticisi konumundadır. Kaynakların yoğun kullanımı sonucu, Meksika rezervleri özellikle 1990’lı yıllarda %45 oranında (23 milyar varil) azalmıştır.

Sıra No Ülke Adı milyar varil milyar ton Pay
1 Suudi Arabistan 261,8 36,0 24,9%
2 Irak 112,5 15,2 10,7%
3 BAE 97,8 13,0 9,3%
4 Kuveyt 96,5 13,3 9,2%
5 İran 89,7 12,3 8,5%
6 Venezuella 77,7 11,2 7,4%
7 Rusya 48,6 6,7 4,6%
8 ABD 30,4 3,7 2,9%
9 Libya 29,5 3,8 2,8%
10 Meksika 26,9 3,8 2,6%
11 Nijerya 24,0 3,2 2,3%
12 Çin 24,0 3,3 2,3%
13 Katar 15,2 2,0 1,4%
14 Norveç 9,4 1,3 0,9%
15 Cezayir 9,2 1,2 0,9%
16 Brezilya 8,5 1,2 0,8%
17 Kazakistan 8,0 1,1 0,8%
18 Azerbaycan 7,0 1,0 0,7%
19 Kanada 6,6 0,8 0,6%
20 İngiltere 4,9 0,7 0,5%

Liste Toplamı 988,2 134,8 94,1%
Genel Toplam 1.050,0 143,0 100,0%

Rezerv rakamları ancak miktarı kesinleşen ve yerden çıkarılması ekonomik bulunan petrol içindir. Bu rakamlar, jeolojik araştırmalar ve petrol arama ve çıkarma alanında gerçekleşecek teknolojik gelişmelerle değişmeye açıktır. Arama amaçlı bir sondaj kuyusu açılıncaya değin petrolün varlığı kesin olarak bilinemez. Sondaj, karmaşık ve genellikle riskli bir işlem olduğu için sadece beklenen getirisi yeterince yüksek alanlar araştırmaya açılır. Petrol jeologları, petrolün içinde toplandığı yapıları arayıp bulmakla, sondaj mühendisine kuyu açacak bir yer tespit etmekle görevlidir. Petrol kapanlarının yerüstünde, jeolojik yöntemlerle tespiti, her zaman mümkün olmaz. Bu durumda, jeofizik biliminden yararlanmak gerekir. Ancak, hiçbir jeofizik aleti veya metodu, yerin derinliklerindeki petrolü doğrudan doğruya tespit edemez. Sadece petrolün içinde bulunması ihtimali olan kapanları tayin edebilir. Jeofizik biliminin son yıllarda yaygın olarak kullanılan yöntemleri arasında sismik, gravite ve elektrik yöntemleri sayılabilir.
Yeni rezerv arayışları, teknolojik ve ekonomik gelişmelere paralel olarak hız kazanmaktadır. Rusya’nın doğu sahilindeki Sakalin Adası’nda, Kuzey Denizi’nde ve Hazar Denizi’nin Rusya kesiminde büyük petrol rezervleri bulunması beklenmektedir. Ayrıca Kazakistan’ın Kaşagan yöresinde 22 milyar varil petrol kapasitesi tahmin edilmektedir. Sovyetler Birliği’nden ayrılan diğer ülkelerde de Hazar Denizi tabanında yapılacak araştırmalar sonucu Kuzey Denizi’nde bulunması beklenene eşdeğer oranda rezerve ulaşılacağı sanılmaktadır. Türkiye de Türkiye Petrolleri Anonim Ortaklığı (TPAO) aracılığıyla aktif olarak Kazakistan, Azerbaycan ve Libya'da petrol arama faaliyetlerine katılmakta; Türkmenistan, Irak ve Suriye ile faaliyetlerde bulunmak üzere temaslarını sürdürmektedir. Öte yandan, halen 113 milyar varillik petrol rezervi olan Irak’ta petrol rezerv araştırmaları İran - Irak Savaşı’ndan ve Körfez Savaşı’ndan dolayı yapılmamıştır. Ülkedeki petrol rezervlerinin büyük kısmının hiç araştırılmamış Batı Çölünde olması, uzmanlara rezervlerin 220 milyar varilin çok daha üzerine çıkabileceğini düşündürmekte ve Irak’ın petrol rezervlerinin ABD’nin 100 yıllık ihtiyacını karşılayacak boyutta olduğu hesaplanmaktadır. Iraklı yetkililer ise, Irak’taki tüm petrol kaynaklarının işletilmesi halinde, rezervlerin 300 milyar varili bile aşabileceğini belirtmektedir. Iraklı yetkililerin yaptırdığı araştırmada, Irak’ın, 5 yıl içinde, petrol rezervi 260 milyar varil olan dünyanın en büyük petrol üreticisi Suudi Arabistan’ın konumunu sarsabileceği öngörülmektedir.
Ancak, yeni rezervlerin keşfi ile teknolojilerin gelişimi ve kullanımı kesinleşmiş rezervleri artırsa da, rezerv artış hızı petrol üretiminin artış hızının gerisinde kalmaktadır.

PETROL ÜRETİMİ
Toplam petrol üretimi genel olarak artış trendinde olup 2001 yılında bir önceki yıla göre %0,3 azalmış ve günlük 75 milyon varil düzeyinde gerçekleşmiştir. 1974 yılında dünya petrol üretiminin %38’ine yakını Orta Doğu bölgesinden karşılanmakta iken 2001 yılına gelindiğinde bu oran %30’a düşmüştür. 1973 yılında dünya petrol üretiminin %53’ünü karşılayan OPEC ülkelerinin payı ise 2005 yılına gelindiğinde %41’dir. Orta Doğu ve OPEC ülkelerinin dünya üretimindeki payları, eski Sovyetler Birliği üretiminin ağırlık kazandığı 1985 yılında sırasıyla %19 ve % 30 ile 1965-2001 aralığındaki en düşük değerlerini almıştır.
OPEC ülkeleri bugün üretimlerinin yaklaşık yüzde 18’ini kendi içlerinde tüketmektedir. İran’da bu oran yüzde 30’a çıkmakta, İran petrol üretiminin ancak yüzde 70’i ihraç edilmektedir. Petrol geliri artarak zenginleşen ülkelerde dahili tüketim de artmaktadır. Bu ülkelerden kaçak olarak yurtdışına çıkarılan ham petrol de iç tüketim gibi görünmektedir. Orta Doğu’dan sonra %18.3 ile dünya petrol üretiminde ikinci sırada yer alan Kuzey Amerika içinde, Kanada ve Meksika’nın payı artarken, en büyük bileşen olan ABD’nin üretimi 1985 yılından bu yana azalmaktadır.
Rusya’nın üretiminde 2004 ve 2005 yılları boyunca günlük ortalama 878 bin varil artış gerçekleşmiştir. Bu büyük artış, Rusya’nın eski Sovyetler dönemindeki enerji sektöründeki ihtişamlı günlerini hatırlatmış, uyuyan devin uyandığı yorumlarını getirmiştir. Gerçekten de Sovyetler Birliği’nin 1987 yılında ulaştığı günlük 12,6 milyon varil petrol üretimi, şimdiye kadar tüm ülkeler içerisinde ulaşılan en yüksek üretim düzeyidir. 2005 yılında dünya petrol üretimi içinde Suudi Arabistan %11,8 ve ABD %9,8 pay almış, Rusya da %9,7 pay ile bunları izlemiştir. Eski Sovyetler Birliği ülkeleri toplamına bakıldığında ise, Suudi Arabistan’a eşdeğer miktarda üretim yapıldığı görülür. Öte yandan, yakın zamanda Rusya hükümetinin yayınlamış olduğu bir enerji raporunda, Rusya’nın halihazırdaki rezervlerinin 2040 yılında biteceği belirtilmiştir. Enerji rezervlerinin bitmesi, Rusya ekonomisi ve ülkenin stratejik önemi açısından büyük bir tehdit oluşturmaktadır. Ancak, bu projeksiyonlarda Rusya’nın rezervlerinde beklenen artış ve verimsiz işleyen sistemin yeniden yapılandırılması çalışmaları dikkate alınmamıştır. Ayrıca, Morse ve Richard , Rusya’nın enerji ihracatını artıracak asıl potansiyelin, rezervlerinden ziyade boru hatları ve limanları olacağına dikkati çekmektedirler. Rusya’nın petrol ve enerji piyasalarında yerini alması kaçınılmaz görünürken, OPEC’in petrol piyasasındaki konumunu sarsabileceği zannedilmemektedir.

Dünya Üretimi (2005)
Sıra No Ülke Adı bin varil/gün milyon ton Pay

1 Suudi Arabistan 8.768 423 11,8
2 ABD 7.717 352 9,8
3 Rusya 7.056 348 9,7
4 İran 3.688 183 5,1
5 Meksika 3.560 177 4,9
6 Venezuella 3.418 176 4,9
7 Çin 3.308 165 4,6
8 Norveç 3.414 162 4,5
9 Kanada 2.763 129 3,6
10 İngiltere 2.503 118 3,3
11 Irak 2.414 118 3,3
12 BAE 2.422 113 3,2
13 Nijerja 2.148 105 2,9
14 Kuveyt 2.142 104 2,9
15 Endonezya 1.410 69 1,9
16 Libya 1.425 67 1,9
17 Brezilya 1.337 66 1,9
18 Cezayir 1.563 66 1,8
19 Umman 959 47 1,3
20 Arjantin 822 41 1,1

Liste Toplamı 54.068 2.605 84,5
Genel Toplam 74.493 3.585 100,0


Irak’ta 1972 yılında devletleştirilen petrol sektörü, en yüksek üretim rakamlarına günlük 3,5 milyon varil ile 1979 yılında ulaşmıştır. İran Savaşı ve ardından gelen uluslararası yaptırımlar nedeniyle bir daha eski üretim rakamları yakalanamamıştır. 1989 yılında 2,8 milyon varil olan günlük petrol üretimi, 1991 yılında Körfez Savaşı’nın başlamasından sonra günde 279 bin varile kadar gerilemiştir. Rezervleri bakımından ikinci sırada yer alan Irak, bugün dünyanın toplam üretiminin ancak yüzde üçünü yapmaktadır. Ülkenin petrol üretiminin büyük bölümü 7 merkezden sağlanıyor olup kuzeydeki en büyük merkez günde 700 bin varil üretim kapasitesiyle Kerkük; güneydeki en büyük merkez ise Rumayla şehirleridir. Saddam sonrası Irak’taki petrol sektörüne ilişkin araştırma yapan Stratejik Araştırmalar Enstitüsü (Center For Strategic and International Studies (CSIS)), savaş sonrasında Irak’ın günlük petrol üretiminin kısa vadede 3,2 milyon, 2010 yılı itibariyle de 4 milyon varile çıkabileceğini düşünmektedir. 2010 yılı günlük petrol üretimi için 5,5-6 milyon varil gibi iyimser tahminler de bulunmaktadır. Cambridge Enerji Araştırma Derneği Başkanı Daniel Yergin’in, CNBC’ye yaptığı açıklamada Irak’ta saptanmış 73 petrol havzasından yalnızca 15 tanesinin işletildiği, geri kalan yatakların işletilmesi için 30 milyar dolarlık kaynak gerektiği belirtilmiştir. Yergin, ayrıca, 5-7 milyar dolarlık yatırım ile Irak’ın petrol üretiminin 2010 yılında iki katına çıkacağını savunmaktadır.

OPEC ülkeleri ve Rusya dışındaki bölgelerde petrol üretimi, ihracat amaçlı değil, iç tüketimi karşılama amaçlıdır. Orta Asya petrolleri uluslar arası pazarlara gerek yapılan gerekse yapılması planlanan boru hatları projeleriyle yeni yeni çıkmaktadır.


PETROL TÜKETİMİ

1997-2005 yılları arasında, 1998 yılı dışında, tüketim üretimin üzerinde gerçekleşmiştir. 1997-2005 yılları arasında yüzde 3,9 oranında artan günlük ham petrol tüketimi, 2005 yılında günlük 75 milyon varil düzeyinde gerçekleşmiştir. Üretimin bu beş sene içindeki artışı ise yüzde 3,7’de kalmıştır.
Dünya Toplam Petrol Tüketimi (1997-2005)Bin varil/gün 1997 1998 1999 2000 2001 01/97 yüzde artışTüketim 72.496 72.815 74.495 75.295 75.291 3,9Üretim 71.848 73.280 71.832 74.482 74.493 3,7 Bugün 80 milyon varile ulaşan günlük petrol tüketiminin 2005 yılı itibariyle %26’sı sadece ABD tarafından yapılmaktadır. Avrupa’nın toplam tüketimi ise genel toplamın %22’sini oluşturmaktadır.
Küresel enerji talebi 1975-1990 yılları arasında dünya GSYİH’ndaki artışa paralel olarak yıllık ortalama %2,3 oranında artmıştır. 1990 yılında, küresel tüketimin %18’i eski Sovyetler Birliği’nden gelmekteydi. Ayrıca, eski Sovyetler Birliği’nin tüketimi Amerika’nın tüketiminin %75’ine ulaşmakta ve küresel talebi doğrudan etkilemekteydi. 1991 yılında Sovyetler Birliği’nin dağılmasının ardından, bu bölgedeki ülkelerin kişi başına enerji tüketimi Avrupa düzeylerinin biraz üstüne kadar düşmüş ve bunun etkisiyle küresel enerji tüketimindeki artış yıllık %1,44’e gerilemiştir. 1998 yılında BDT ülkelerinin enerji tüketimi dip noktayı gördükten sonra temkinli bir artışa geçerken, enerji talebinin uzun vadede yıllık ortalama artışının %2 oranında olması beklenmektedir. 2001 yılına gelindiğinde BDT ülkelerinin küresel tüketimdeki payı %10’a, Rusya’nın payı ise %3,5’a düşmüştür. Böylece, bölgenin küresel enerji talebini belirleyici etkisi azalmıştır. 2006 yılına gelindiğinde dünya enerji tüketimini etkileyen ülke profili değişmiştir. 2006 yılında enerji tüketimi %20 artan Çin’in etkisiyle küresel enerji tüketimi %2,6 oranında artmıştır. Aynı yıl, dünyanın diğer kesimlerinde devam eden ekonomik resesyon nedeniyle Çin dışında kalan dünya enerji tüketiminin artışı %1’in altında kalmaktadır.
Bugün ABD ve Japonya’dan (%7) sonra en yüksek ham petrol tüketimi Çin’de (%6,6) gerçekleşmekte ve Çin’in yakın gelecekte Japonya’yı geçmesi beklenmektedir. Uzak Doğu Asya ülkelerinin toplam petrol tüketimi, ABD’nin tüketimini geçmektedir.ABD, Avrupa ve Japonya’nın petrol tüketiminde önemli bir artış beklenmezken, IMF’nin 2003 yılı için %7,5 ve %6,3 büyüyen Hindistan ve Çin gibi gelişmekte olan Uzak Doğu Asya ülkelerinin, 10 yıl sonra yaklaşık 90 milyon varile ulaşması beklenen dünya günlük petrol tüketiminden önemli bir pay alacakları görülmektedir.

Dünya Tüketimi (2006)

Sıra No Ülke Adı bin varil/gün milyon ton Pay
1 ABD 19.633 896 25,5
2 Japonya 5.427 247 7,0
3 Çin 5.041 232 6,6
4 Almanya 2.804 132 3,7
5 Rusya 2.456 122 3,5
6 G. Kore 2.235 103 2,9
7 Hindistan 2.072 97 2,8
8 Fransa 2.032 96 2,7
9 İtalya 1.946 93 2,6
10 Kanada 1.941 88 2,5
11 Meksika 1.813 83 2,4
12 Brezilya 1.865 85 2,4
13 İngiltere 1.649 76 2,2
14 İspanya 1.508 73 2,1
15 Suudi Arabistan 1.347 63 1,8
16 İran 1.131 54 1,5
17 İndonezya 1.095 52 1,5
18 Hollanda 948 44 1,3
19 Avustralya 845 38 1,1
20 Singapore 726 37 1,1
21 Tayvan 776 38 1,1
22 Tayland 714 34 1,0
23 Belçika&Lüksemburg 672 32 0,9
24 Türkiye 662 30 0,9

Liste Toplamı 57.787 2.673 81,1
Genel Toplam 75.291 3.511 100,0

Petrol tüketimi ile GSYİH birbirine paralel artmaktadır. OPEC analizlerine göre, Çin’in reel GSYİH’si 2001 yılında yüzde 7,3 ve 2002 yılında yüzde 8 büyümüştür. 2003 yılında ise Çin’in 7,2 büyümesi beklenmektedir. Yakında petrol tüketiminde ikinci ülke olması beklenen Çin’in, daha önce Mançurya’daki petrol rezervleri sayesinde kendine yeterli olduğuna, 1993 yılından bu yana ise net ithalatçı konumuna geçtiğine dikkat çekilmektedir.
Aynı şekilde, Washington merkezli Stratejik Araştırmalar Enstitüsü (CSIS) tarafından hazırlanan “Dünya Enerji Raporu 2002” ile dünyanın 2030 yılına kadarki enerji profili çıkarılmıştır. Bu raporda, petrol talebinin gelecek 30 yıl içinde yüzde 30 büyüyeceği ve toplam talebin yüzde 62’sinin gelişmekte olan ülkelerden geleceği belirtilmiştir. 2030 yılına kadar, gelişmekte olan ülkelerin toplam enerji talebi içindeki payının yüzde 13’lük artışla yüzde 43’e çıkacağı savunulmuş ve bunun nedenleri gelişmekte olan ülkelerdeki sanayileşme, büyük şehirlere ilginin artışı ve ticari yakıtlara olan yatkınlığın artması olarak açıklanmıştır.

Türkiye’nin tek başına ham petrol tüketimi, günde 650 bin varilin üzerinde olup 2005 yılı itibariyle dünya tüketiminin %0,9’una tekabül etmekte ve genel olarak artan bir seyir izlemektedir.

26 Mayıs 2008 Pazartesi

Sigarayı bırakmaktan Güzelliğe kadar Mucizevi formüLLer.

Bu Formülleri Yazıp Saklayın!!!

Profesör Doktor İbrahim Saraçoğlu mucizevi etkileri olan sihirli formüller verdi. Canlı yayında tariflerini açıklayan Saraçoğlu gençleştirici kremden, sperm artırıcı formüle, sigara içerken etkilerini yok eden karışımdan zayıflama formülüne kadar bir çok derde deva olacak doğal bitkileri anlattı. Bunları yazın ve bir kenarda saklayın.

İşte o formüller;
GENÇLEŞTİRİCİ FORMÜL;
Bu mucizevi karışım sizi genç ve zinde tutuyor. Karışımı tüketmeye başladıktan 2 gün sonra etkisini görmeye başlıyorsunuz. Vücuttaki toksinlerin atılmasını sağlayan karışım, karaciğer yağlanmasına karşı da mükemmel bir koruma sağlıyor.

GENÇLEŞTİRİCİ FORMÜL (MALZEMELER):
-15-16 sap maydanoz
-2 yemek kaşığı taze limon suyu
-Yarım bardak su
GENÇLEŞTİRİCİ FORMÜL (HAZIRLANIŞI):
Maydanoz, limon ve suyu karıştırıp blenderdan geçirin. Hazırladığınız bu karışımı sabah aç karnına kahvaltıdan 15-20 dakika önce için. 15 gün boyunca her sabah düzenli olarak tüketin. İkinci günden itibaren kendinizi daha dinç ve zinde hissedeceksiniz.
SPERM ARTICI FORMÜL:

Bu formül sperm sayısında düşme olan erkekler için…Hazırlanışı: 7-8 tane keçiboynuzunu kırıp yarım litre sıcak suya atarak 7-8 dakika kaynatın. Elde edilen suyu 3 ay boyunca düzenli olarak tüketin

MS FORMÜLÜ:
MS hastaları ve MS'e karşı önleyici olan bitki Anadolu buğdayıdır. Yarım litre suya bir avuç buğday atılır ve 6-7 dakika haşlanır. Daha sonra ılımaya bırakıp yarısını sabah kahvaltısından sonra diğer yarısını da öğlen aç karnına içeceksiniz.
Alzheimer için FORMÜL:
Formülün temel maddesi havuç… Taze olarak sıkıp, gece yatmadan önce içmeniz öneriliyor. Alzheimer'in birinci evresinde ise o da ortadan kalkar. Alzheimer bir iki yılda değil en erken 15 yıl önce başlar ve ortaya çıktıktan sonra da geç kalmış olursunuz. Bunu önlemek istiyorsanız zaman zaman bu havuç suyunu içmelisiniz…
UNUTKANLIĞA MUCİZE FORMÜL:
Bir ay taze sıkılmış havuç suyu uygulayacaksınız. Bunu gündüz de içebilirsiniz. Sonra bakın nasıl zehir gibi bir hafızaya sahip oluyorsunuz…




SÜPER ENERJİ FORMÜLÜ:
Kendinizi yorgun ve bitkin hissediyorsanız ve özellikle zihin yorgunluğunuz varsa Profesör Saraçoğlu, hiçbir yerden okuyup öğrenemeyeceğiniz çok özel bir formülün tarifini veriyor
Süper enerji formülü (MALZEMELER):
-Bildiğimiz siyah çay (Ancak çok demli olmayacak, açık olacak, poşet çay olmayacak)
-10-12 sap kuru karanfil

Süper enerji formülü (HAZIRLANIŞI):
Demlenmiş siyah çayın içine kuru karanfilleri atın. 2-3 dakika bekleyin ve karıştırıp için. İçtikten 10 dakika sonra saçınızın kökünde bile dahi kıpırdanmayı hissedeceksiniz. Yorgunluğunuzun buharlanıp gittiğini belirgin şekilde farkedeceksiniz. Dinçleştiren ve üzerinizdeki ağırlığı alan bir formül.

Demleme çayın faydaları:
Yeri gelmişken Profesörün verdiği bir önemli bilgiyi de aktaralım. Poşet çay yerine demleme çay kullanılmasını öneriyor. Şöyle anlatıyor; 4-5 dakika demlenmiş çay sindirim sistemini uyarır. Eğer bunu 8-10 dakika demlerseniz keyif veren ve rahatlatan bir etki verir. Ancak günde 4 bardaktan fazla çay kalp krizini tetikler. Çok fazla içilmesi de doğru değil.




Sigara içenlere özel formül:

İnsanın kendi kendine vereceği en büyük ceza sigara içmesidir. Ancak, sigarayı bırakamıyor ve nikotin ihtiyacından kurtulamıyorsanız, en azından zararlarından kurtulabilirsiniz. İşte Profesör'ün bugüne kadar saklı tuttuğu özel formül bunun için. Bu formül ile sigaranın vücudunuza verdiği tüm zararları elbette ortadan kaldırmak mümkün değil. Ancak önemli bir bölümünü en asgari düzeye indirebiliyorsunuz.



Sigara içenlere özel formül:
-Formülün temeli TERE OTU…Ayda 5 kez bunu yapacaksınız. 5 gün üst üste yaptıktan sonra diğer aya kadar bir daha tüketmeyeceksiniz. Yapmanız gereken şu; 5 gün boyunca her gün bir bağ tere otu yemek. Ancak salataya katmadan, saf olarak tüketeceksiniz. Öğlene kadar yarısını, öğleden sonra diğer yarısını yiyeceksiniz.



Dereotu mucizesi:
Profesör Saraçoğlu, 'Ben bunu bulduğumda heyecanımdan günlerce uyku uyuyamadım' diyor… Ne mi o? Tiroidin hızlı ya da az çalışması durumunda dereotu çok etkilidir. 3 ay boyunca bir yemek kaşığı dereotu sabah, öğle ve akşam öğünlerinden 15 dakika önce tüketilecek. Bu konuda 5 ay sonra ilaçlarını bırakan hastaların oranı yüzde 90'dır.
Dereotu zayıflama mucizesi:
Sofraya oturmadan 15 dakika önce bir yemek kaşığı dereotu yerseniz sofradan daha erken kalkarsınız. 10 dakika sonra tokluk hissi artacaktır. Daha az yemek yersiniz. Diyet yapanların özellikle yemesi gerekir. Açlık duygusuna fren yaptıran dereotudur. Hatta yemek arasında da yiyebilirsiniz. İştahınızın yavaş yavaş kalktığını görürsünüz. Göreceksiniz ki iştahınız daha erken kapanacak ve doygunluk duygunuz daha erken gelecektir.

1 nisan şaka günü ama neden? Sebebi burda!

15. yüzyılın sonlarında, Haçlı ordusu Endülüs Müslümanlarının son kalesini kuşatır. Uzun süren bir kuşatma olmasına rağmen, kış aylarının da etkisiyle, kale korunabilmektedir. Durumun zorluğunu anlayan Haçlı ordusunun komutanı değişik taktikler düşünmektedir.En sonunda 31 Mart gecesi Kalenin önüne giderek bir elinde Kur'an bir elinde İncil 'Şu iki kitap üzerine yemin ederim ki, teslim olursanız bu akşam size bir şey yapmayacağım' der. Gerekli görüşmelerden sonra canlarının kurtarılması karşılığında Müslümanlar kaleyi teslim ederler.Ertesi sabah, yani 1 Nisan sabahı, Haçlı ordusu komutanı bütün Müslümanların öldürülmesi için emir verir. Bunun üzerine Müslümanlar 'Yemin etmiştiniz, bize söz vermiştiniz' dediklerinde Haçlı ordusu komutanı 'Benim sözüm size dün akşam içindi, bugün için size bir sözüm yoktur' diye cevap verir ve bütün Müslümanlar orada Şehit edilir.İşte o gün bugündür 1 Nisan hristiyanlar arasında 'Hile Günü' olarak kutlanmaktadır. Maalesef hıristiyanları taklit etmeyi modernleşme sanan gafil müslümanlar arasında da yaygınlaşmış, yüzlerce, binlerce müslümanın katliam günü olan 1 Nisan'lar, bir şaka günü olarak kutlanmaktadır. Saygı ve selamlar...

Türklerin kendine has alışkanlıkları. Sadece biz Türk lerde mevcut.

Bunları Dünya'da bir terk Türkler yapar :
  • Sigarayı çoraba veya kulak arkasına koymak. -

  • Neredeyse herkese, herseye takma isim bulmak..

  • Düğün, lokanta, vb. gibi yerlerde masaları birleştirerek oturmak.

  • Otobüs, uçak, hastane, vb. gibi cep telefonu kullanmanın yasak olduğuyerlerde gizli gizli cep telefonu ile konuşmak.

  • Yüzsüzce rüşvet istedikten sonra abartıp "Helal et!" demek.

  • "Nerelisin?" sorusuna cevap aldıktan sonra otomatikman "içinden mi?" diye sormak.

  • Yabancı dil öğrenirken önce küfürleri öğrenmek, yabancılara Türkçe öğretirken önce küfürleri öğretmek.

  • Ortaokul ve lisedeki anı - hatıra defterlerine yazarken "bana kalbin kadar temiz bu sayfayı ayırdığın için..." diye başlamak

  • "Geldiniz mi?" veya "Siz mi geldiniz?" gibi gereksiz sorular. "Kim o?" sorusuna "Ben!" diye cevap vermek

  • Telefonu açan kişiye kendini tanıtmadan "Orası neresi?" veya "Sen kimsin?" gibi sorular sormak.

Az biraz Geyik te oLsun

  • Bizim oradaki Carrefour´un ilk açıldığı zamanlar. Mağazada anlık indirim duyurularını anons eden kişi şöyle dedi: >Pantolonları indirdik, orta reyonda sizleri bekliyoruz.

  • Lise yıllarında Milli Güvenlik dersinde hocamız olan subay, sınıfın güzel kızlarından birini kaldırmış ve ondan subay rütbelerini küçükten büyüğe doğru saymasını istemişti. Sıralamayı aynen yazıyorum:

  • Geçenlerde gittiğim düğünde takılan paraları anons eden şahıs aynen şöyle dedi:> Gelin hanım köşede, isteyen takabilir.

  • Geçtiğimiz ramazanın Kadir Gecesi'nde teravih namazını kılmak için camiye gittim. Erkekler alt bölümde, kadınlar ise perdeyle ayrılmış üst bölmede hep birlikte namaza durduk. Kadınlar her defasında secdeye 3-4 saniye geç vardıklarından, üstten gelen ses ile bizim hareketlerimiz arasında bir uyumsuzluk başgösterdi. Bu keyfe keder senkronizasyon sorunu mahalle imamımızın, akıllara ziyan bir şekilde duruma müdahale ederek üst kata seslenmesi ile son buldu:> Bayanlar! Geç kalmayın, erkeklerle yatıp, erkeklerle kalkın!

  • Arkadaşımın sevgilisi komiser. Geçenlerde ikisi arabada sohbet ederlerken;>Bilmem kaç merkez, yolda üç tane or..pu var Tamam' diye bir telsiz anonsu gelmiş. Erkek arkadaşı çok utanmış ve hemen telsize sarılıp telsizin diğer ucundaki memura > Bu ne biçim anons, malum kadın deyin biz anlarız diye fırça atmış.On dakika sonra gelen telsiz anonsu ikisini de kahkaha kirizine sokmuş.> Komiserim malum kadınlar or..pu degilmiş Tamam.

  • Bir arkadaşımla balık almaya gittiğimizde, arkadaşım kovanın içinde yüzüp çırpınan balıklara bakıp;>Bunlar taze mi?' diye sormuştu. Balıkçı da cevabı hemen yapıştırdı,>Yok abla, pil takıp oynatıyoz.