Radyo sitelerine canlı okey oynama imkanı örnek; www.radyoesinti.org bakabilirsiniz
Sitenizde okey'de olsun diyorsanız sadece yapmanız gereken sitenize okey kodlarımızı eklemek iletişim; alemizbiz.com iletişimden ulaşabilirsiniz
05 Eylül 2009 Cumartesi
25 Ağustos 2009 Salı
Peygamberimizden Ramazan sohbeti
Ramazan'ın ilk günüyle birlikte nur ve feyiz dolu bir mevsimi yaşamaya başlarız. Kainat şenlenir, dünya Cennetten süzülen nuranî bir hava ile dolup taşar.
Selman-ı Farisi Radiyallahu Anh anlatıyor:
Resul-i Ekrem Efendimiz Sallallahu Aleyhi Vesellem Şaban ayının son gününde bize okuduğu bir hutbede şöyle buyurdu:
"Ey insanlar, büyük ve mübarek bir ay yaklaştı, gölgesi başınıza geldi.
Bu öyle bir aydır ki, içinde bin aydan daha hayırlı olan Kadir Gecesi vardır.
Allah o mübarek ayın gündüzlerinde orucu farz, gecelerinde nafile namazları meşru kıldı.
Bu ayda küçük büyük bir hayır yapan insan başka aylarda bir farz eda etmiş gibi sevap alır.
Bu ayda bir farzı yapmak, başka aylarda yetmiş farz yerine geçer.
Bu ay Allah için açlık ve susuzluğun, taat ve ibadetin meşakkatlerine sabır ve tahammül ayıdır. Sabrın karşılığı da Cennettir.
Bu ay yardımlaşma ayıdır, bu ay mü'minlerin rızkını arttıracak aydır.
Bu ayda her kim oruçlu bir mü'mine iftar edecek bir şey verirse, yaptığı bu iş günahlarının bağışlanmasına ve Cehennemden azat olmasına sebep olur. Oruçlunun sevabından da hiçbir şey eksilmeden onun kadar sevaba kavuşur.
Ashab-ı Kiramdan bazıları, “Ya Resulallah, hepimiz oruçluya iftar edecek bir şey bulup verecek durumda değiliz” dediler.
Bunun üzerine Resul-i Ekrem Efendimiz Sallallahu Aleyhi Vesellem, “Allah bu sevabı bir tek hurma ile, bir içim su ile, bir yudum süt ile oruçlu mü'mine iftar ettirene de verir” buyurdular ve hutbelerine şöyle devam ettiler:
Bu ayın başı rahmet, ortası mağfiret, sonu da Cehennemden kurtuluştur.
Bu ayda her kim kölesinin (işçi ve hizmetçisinin) işini hafifletirse Allah onu affeder ve Cehennemden uzak tutar.
Bunun için bu ayda şu söyleyeceğim dört hasletten ikisi ile Rabbinizi razı kılarsınız, diğer ikisinden ise hiçbir vakitte ayrı kalamazsınız.
Rabbinizin rızasına sebep olan hasletlerin birisi, Kelime i Şehadete devam etmeniz, diğeri de Allah'tan mağfiret dilemenizdir.
Vazgeçemeyeceğiniz iki hasletin biri Allah'tan Cenneti istemek, diğeri Cehennemden Allah'a sığınmaktır.
Her kim oruçluya bir yudum su verirse, Allah da ona benim mahşerdeki havuzumdan öyle bir su içirecektir ki, Cennete girinceye kadar bir daha susuzluk çekmeyecektir." (et-Tergib ve't-Terhib, 2:94-95)
Ulvî alemlerin masum ve mübarek sakinleri öbek öbek mü'minlerin çevresini sarar; rahmet ülkesinden müjdeler, kainatın Rabbinden selamlar ve mağfiret ümitleri getirirler.
Mukaddes kelamın nazil oluşunun yıldönümü olan Ramazan ayını, mü'minlerle birlikte cinler, melekler; ve ağacı, çiçeği, böceği, kurdu, kuşu, denizi ve deryasıyla yaşlı dünyamız da kutlar. Görünen ve görünmeyen alemlerde tam bir bayram havası yaşanır.
Bu ayın Cenab-ı Hak katında müstesna bir yeri vardır. Yüce Rabbimiz, Kendisine muhatap olarak seçtiği kullarına sonsuz rahmetinin en geniş tecellilerini bu aya tahsis eder.
Başta Kur'an-ı Kerim olmak üzere diğer semavî kitapların da bu ayda indirilmiş olması, bu günlerin kıymet ve kudsiyetini artıran diğer bir husustur.
Mü'minler, İlahî bir ihsan olarak bu günleri birer güzel fırsat bilerek değerlendirirler. Rablerine olan kulluk derecelerini gösterir, Ona muhatap olabilme gayreti içine girerek, tam bir ihlas ve şuurla ibadet ve taate koşarlar.
Bu gayretin neticesi elbette karşılıksız kalmayacaktır. Oruç tutup, Ramazan ayını bir kulluk şuuru içinde geçirenler, tatlı bir anı yaşadıkları, huzura erdikleri gibi, pek çok nimete de kavuşurlar.
alıntı:hanımlar.com
Selman-ı Farisi Radiyallahu Anh anlatıyor:
Resul-i Ekrem Efendimiz Sallallahu Aleyhi Vesellem Şaban ayının son gününde bize okuduğu bir hutbede şöyle buyurdu:
"Ey insanlar, büyük ve mübarek bir ay yaklaştı, gölgesi başınıza geldi.
Bu öyle bir aydır ki, içinde bin aydan daha hayırlı olan Kadir Gecesi vardır.
Allah o mübarek ayın gündüzlerinde orucu farz, gecelerinde nafile namazları meşru kıldı.
Bu ayda küçük büyük bir hayır yapan insan başka aylarda bir farz eda etmiş gibi sevap alır.
Bu ayda bir farzı yapmak, başka aylarda yetmiş farz yerine geçer.
Bu ay Allah için açlık ve susuzluğun, taat ve ibadetin meşakkatlerine sabır ve tahammül ayıdır. Sabrın karşılığı da Cennettir.
Bu ay yardımlaşma ayıdır, bu ay mü'minlerin rızkını arttıracak aydır.
Bu ayda her kim oruçlu bir mü'mine iftar edecek bir şey verirse, yaptığı bu iş günahlarının bağışlanmasına ve Cehennemden azat olmasına sebep olur. Oruçlunun sevabından da hiçbir şey eksilmeden onun kadar sevaba kavuşur.
Ashab-ı Kiramdan bazıları, “Ya Resulallah, hepimiz oruçluya iftar edecek bir şey bulup verecek durumda değiliz” dediler.
Bunun üzerine Resul-i Ekrem Efendimiz Sallallahu Aleyhi Vesellem, “Allah bu sevabı bir tek hurma ile, bir içim su ile, bir yudum süt ile oruçlu mü'mine iftar ettirene de verir” buyurdular ve hutbelerine şöyle devam ettiler:
Bu ayın başı rahmet, ortası mağfiret, sonu da Cehennemden kurtuluştur.
Bu ayda her kim kölesinin (işçi ve hizmetçisinin) işini hafifletirse Allah onu affeder ve Cehennemden uzak tutar.
Bunun için bu ayda şu söyleyeceğim dört hasletten ikisi ile Rabbinizi razı kılarsınız, diğer ikisinden ise hiçbir vakitte ayrı kalamazsınız.
Rabbinizin rızasına sebep olan hasletlerin birisi, Kelime i Şehadete devam etmeniz, diğeri de Allah'tan mağfiret dilemenizdir.
Vazgeçemeyeceğiniz iki hasletin biri Allah'tan Cenneti istemek, diğeri Cehennemden Allah'a sığınmaktır.
Her kim oruçluya bir yudum su verirse, Allah da ona benim mahşerdeki havuzumdan öyle bir su içirecektir ki, Cennete girinceye kadar bir daha susuzluk çekmeyecektir." (et-Tergib ve't-Terhib, 2:94-95)
Ulvî alemlerin masum ve mübarek sakinleri öbek öbek mü'minlerin çevresini sarar; rahmet ülkesinden müjdeler, kainatın Rabbinden selamlar ve mağfiret ümitleri getirirler.
Mukaddes kelamın nazil oluşunun yıldönümü olan Ramazan ayını, mü'minlerle birlikte cinler, melekler; ve ağacı, çiçeği, böceği, kurdu, kuşu, denizi ve deryasıyla yaşlı dünyamız da kutlar. Görünen ve görünmeyen alemlerde tam bir bayram havası yaşanır.
Bu ayın Cenab-ı Hak katında müstesna bir yeri vardır. Yüce Rabbimiz, Kendisine muhatap olarak seçtiği kullarına sonsuz rahmetinin en geniş tecellilerini bu aya tahsis eder.
Başta Kur'an-ı Kerim olmak üzere diğer semavî kitapların da bu ayda indirilmiş olması, bu günlerin kıymet ve kudsiyetini artıran diğer bir husustur.
Mü'minler, İlahî bir ihsan olarak bu günleri birer güzel fırsat bilerek değerlendirirler. Rablerine olan kulluk derecelerini gösterir, Ona muhatap olabilme gayreti içine girerek, tam bir ihlas ve şuurla ibadet ve taate koşarlar.
Bu gayretin neticesi elbette karşılıksız kalmayacaktır. Oruç tutup, Ramazan ayını bir kulluk şuuru içinde geçirenler, tatlı bir anı yaşadıkları, huzura erdikleri gibi, pek çok nimete de kavuşurlar.
alıntı:hanımlar.com
17 Ağustos 2009 Pazartesi
okey oyunu
Sitene okey oyunu ekle, Türkiye'nin en popüler ve Gerçek masa hissi veren tek Okey sitesi olan aLemizBiz.com herkezin sitesine bedava okey oyunu veriyor
aLemizBiz
iletişimden ulaşabilir salonunuzu bedava ekletebilirsiniz Bu kahvede sigara yasağı yok)))))))))
aLemizBiz
iletişimden ulaşabilir salonunuzu bedava ekletebilirsiniz Bu kahvede sigara yasağı yok)))))))))
30 Temmuz 2009 Perşembe
Ne Dersin (Gönül Arzediyor)
Gönül arzediyor dostu görmeyi
Engel bırakmıyor buna ne dersin
Eller beğenmezken balı hurmayı
Evdeki tükenen una ne dersin
Kimi yaptığından övünür durur
Kimi pişman olmuş dövünür durur
Kimi bağrı yanmış göğünür durur
Kerem gibi dolaşan kula dersin
Kimi tatlı dilli güler yüzlüdür
Kimi taştan ağır katı sözlüdür
Sormayın Garip'in derdi gizlidir
Gizli gizli yanan küle ne dersin
Neşat Ertaş
Gönül arzediyor dostu görmeyi
Engel bırakmıyor buna ne dersin
Eller beğenmezken balı hurmayı
Evdeki tükenen una ne dersin
Kimi yaptığından övünür durur
Kimi pişman olmuş dövünür durur
Kimi bağrı yanmış göğünür durur
Kerem gibi dolaşan kula dersin
Kimi tatlı dilli güler yüzlüdür
Kimi taştan ağır katı sözlüdür
Sormayın Garip'in derdi gizlidir
Gizli gizli yanan küle ne dersin
Neşat Ertaş
21 Temmuz 2009 Salı
Bizim Vatan
Bu Vatan Bizim Vatan
Yüreği sevgiyi anlatır
Gözleri gökyüzünü aydınlatır
Saçları güneşi parlatır
Vatan bu ATA bizim ATA.
Dalgalan ay yıldızlı bayrağım dalgalan
Bu vatan ATATÜRK'ten armağan
Şanlı Türk oğlundan adını alan
Bu vatan bizim vatan.
Uygun adımlarla yürüyelim
Cumhuriyeti yüceltelim
Ne Mutlu Türküm Diyelim
Bu vatan bizim vatan
Bayrağım göndere kalacak
İSTİKLAL MARŞI'm okunacak
Düşman sustu susacak
Bu vatan bizim vatan... Caner Can Ataş
BizimVatan
Yüreği sevgiyi anlatır
Gözleri gökyüzünü aydınlatır
Saçları güneşi parlatır
Vatan bu ATA bizim ATA.
Dalgalan ay yıldızlı bayrağım dalgalan
Bu vatan ATATÜRK'ten armağan
Şanlı Türk oğlundan adını alan
Bu vatan bizim vatan.
Uygun adımlarla yürüyelim
Cumhuriyeti yüceltelim
Ne Mutlu Türküm Diyelim
Bu vatan bizim vatan
Bayrağım göndere kalacak
İSTİKLAL MARŞI'm okunacak
Düşman sustu susacak
Bu vatan bizim vatan... Caner Can Ataş
BizimVatan
EN GÜZEL ÇAY DOĞUŞ ÇAY

Çayın ne faydaları varmış meğer!
ABD`li diyetisyen sudan sonra en çok tüketilen içecek olan çayın yararlarını ortaya çıkardı.
ABD`li diyetisyen Mark Ukra`nın dünyada sudan sonra en çok tüketilen içecek olan çayın yararlarını anlattığı Çay Diyeti kitabına göre kırmızı etin kanser riskini azaltmanın en iyi yolu, pişirmeden önce çayda bekletmek. Alkolden önce içilen çay da akciğerin zarar görmesini engelliyor.
Amerikalı beslenme uzman Mark Ukra`nın yazdığı Çay Diyeti (The Ultimate Tea Diet)) isimli kitap, başta ABD olmak üzere tüm dünyada büyük ilgi gördü. Adı Dr. Çay`a çıkan Çin asıllı Ukra`nın ailesi 200 yıldır çayla uğraşıyor. Çay ile ilgili bilim dünyasının yaptığı tüm araştırmaları inceleyen bu kitapta toplayan Dr. Çay`a göre, Türk kültüründe büyük yeri olan çayın faydaları saymakla bitmiyor. Bu mucize bitki, sadece kilo vermeye yardımcı olmuyor, etkisi ciltte ve saçlarda da hissediliyor. Neredeyse hiç yan etkisi bulunmuyor. Dünyada en çok tüketilen içecek, doğal olarak su. Suyun hemen ardındansa ikinci sırada çay geliyor.
Kolestrolü düşürüyor
Çay tıpkı kahve gibi uyandırma ve canlandırma etkilerine sahip. Ancak kahve kadar yüksek miktarda kafein içeren diğer birçok içeceğin neden olduğu hiçbir yan etkiyi içermiyor. Çay içmek kilo vermeye de yardımcı oluyor. Çayda doğal olarak bulunan birçok madde, sadece kilo vermeye yardımcı olmakla kalmaz, tatlı krizlerini yatıştırır, iştahı bastırır, kolesterol seviyesini düşürür ve metabolizmayı hızlandırarak daha fazla enerji yakılmasını sağlıyor.
Şeker ve kalp hastalığı ile felç riskini azaltan çaydan en üst düzeyde yararlanmanın yolu ise, ne zaman ve ne miktarda içilmesinde yatıyor.
Kanser riskini azaltıyor
Kırmızı et kızartıldığında ya da ızgara yapıldığında ortaya genleri değişime uğratan kanserojen maddeler ortaya çıkar. Bilim adamları, `mutagen` ismi verilen bu maddelerin meme ve kolon kanserine neden olduğunu kanıtladı. 2002`de yürütülen bir araştırmaya göre kırmızı eti pişirmeden önce hem yeşil hem de siyah çayda marine etmek, yani bir süre bekletmek `mutagen`lerin ortaya çıkmasının önleyebiliyor. Et, çayda ne kadar çok bekletilirse bu maddenin oluşma riski de o kadar azalıyor.
Beyni de koruyor
Çayın bir diğer faydası ise alkolün karaciğere verdiği zararı en aza indirmesi. Öncelikle şunu söylemede yarar var. Uzmanlar, sağlıklı bir beslenme planında alkolü tavsiye etmiyor. Ancak yine de alkol almak istiyorsanız, alkolden önce ve sonra çay içmek iyi bir tercih olabilir. Çünkü araştırmalar, çaydaki antioksidanların alkolün karaciğer ve beyinde neden olduğu hasara karşı koruma sağladığını gösteriyor. Yeşil çay alkole karşı korumada daha güçlü bir etkiye sahip.
Günde 8 bardağı aşmayın
Bunun için ilk adım, her gün içmekten hoşlandığınız ve kesinlikle bıkmadığınız bir çay türü bulmak olmalı. Gün boyunca çay içmek, metabolizmanın durmadan çalışmasını sağlar. Uzmanlar ortalama bir insanın günde en az 2 ile 2.5 litre arasında (yaklaşık sekiz ya da 10 su bardağı) sıvı tüketmesini tavsiye ediyor. Bu tüketimin sadece sudan oluşması gibi bir şart yok. Uzmanlar, günde en az sekiz fincan çay içilmesini (bir fincan yaklaşık 230 ml olarak kabul ediliyor) tavsiye ediyor.
Spordan önce bir fincan çay
Egzersiz sırasında hücrelerin çalışma hızı yükselir, vücut ısınır. Hücrelerde hasara neden olabilen, serbest radikal üretimi artar. Bu olumsuz etkiden korunmanın yolu spordan önce bir fincan çay içmek olabilir. Uzmanlar, yeşil çayın fiziksel dayanılıklığı yüzde 24 oranında yükselttiğini ortaya koydu. Antioksidan bakımından zengin olan çay, kasların yağ asitlerini harekete geçirmesine yardımcı olur. Düzenli egzersizle birlikte çay içmek, daha çok yağın yakılmasını sağlar. Spor öncesinde çay, yakılan kalori miktarını yüzde 24 ile 47 arasında artırabilir.
14 Temmuz 2009 Salı
Beyin ÖyLe bir Güçtür ki
Beyin öyle bir güçtür ki..
Kafadan geçen her düşüncenin bir talep olduğuna inanıyorum...
iyi şey ister güzel şeyler düşünürseniz cevabı aynen öyle gelir ,
Ama hep korku ve kuşkuyla yaşarsanız aynen bunları da çağırırsınız.
Trafik kazasından korkan insanlar hep kazaya uğrarlar. Eğer siz korkuyla
yola çıkar ve hep bunu beyninizde kurgulayıp etrafa negatif enerji
yayarsanız mutlaka şoföre kaza yaptırırsınız ama arabayı siz kullanıyorsanı z
ve böyle korkularınız varsa eğer sakın araba kullanmayın..
Çocuğuna aşırı korumalı ana ve babalarının çocuklarına hep bir şeyler olur
yani biri bir taş atsa bile gelir sizin çocuğunuzun kafasını bulur o zaman
siz şunu düşünürsünüz "onu kollayıp korumasam hep başına olumsuz şeyler
geliyor.
Neden acaba ? Bu tıpkı (yumurtamı tavuktan çıkar, yoksa tavuk mu)'yu
andırmıyor mu?
Öyle mutsuz bir toplum olduk ki birbirimize günaydın diyemiyoruz, bir araya
geldiğimizde hep olumsuz olaylar konuşuyoruz, biri bize nasılsın dese iyiyim
demeye korkar olduk, işler nasıl deseler, derhal şikayet etmeye ve her şeyin
kötü ve daha da kötüye gittiğini söylüyoruz, hastalıklarımızdan ve
ölümlerden bahsediyoruz yani dostlarla da sohbetin güzelliği , keyfi
kalmadı.
Hep para olmadığından yakınıyoruz sanki bunu soran bizden para isteyecekmiş
gibi. Aynen devam edin, neyi YOK diyorsanız, onu YOK etmeye devam edin,
sürekli şikayet edip etrafa olumsuz ve zavallı görünerek her şeyin
bereketini kaçırın, ayrıcada bu kadar mızırdanma sonunda dostlarınızı da
kaçırdığınızı fark edeceksiniz.
Sürekli param yok diyen insanlar paralarının bereketini öyle kaçırırlar ki
bir gün gelir birde bakarlar gerçekten paraları bitmiş ama bu bitiş ani
çıkan hesapta olmayan mecburi harcamalarda olabilir, sağlığa harcanması
gereken miktarlar da olabilir.
Hep hastayım diyen insanlar mutlaka hasta olurlar beyin şartlanmaya görsün
hangi hastalıktan korkup, çağırıyorsanız size onu getirir.
Allah zaten verilen nimetlere şükretmesini bilmeyen kullarından bu nimetleri
bir müddet sonra almaya başlar.
Çevrenize bakın örneklerini çok göreceksiniz.
Gelin bundan sonra Nasılsın diyenlere
ÇOK İYİYİM ÇOK ŞÜKÜR demekle işe başlayın.
Öyle bir toplum olduk ki karşımızdakini yargılamaktan sevmeye zaman
bulamıyoruz.
Oysa her yaşta sevgiye ihtiyacımız var.
Sevgi sunulmazsa sevgi değildir.
Neyi severseniz sevin ama içinizde yoğun sevgi duyguları olsun.
Birisine sevginizi söylediğinizde hareketlerle bunu pekiştirdiğinizde ona
öyle güzel bir enerji yollarsınız ki, onun mutluluğunun enerji şeklinde size
geri dönüşünden
aldığınız pozitifi başka hiçbir şeyde bulamazsınız.
Yeni bebeği olmuş bir anne eğer sıkıntıları varsa veya olumsuz bir kişiliğe
sahipse lütfen en olumlu olduğunda bebeğini kucağına alıp onu çıplak tenine
deydirsin.
Eğer bebeklerinizin huzurlu ve sağlıklı bir bebek olmasını
istiyorsanız onu sakin kavgasız gürültüsüz ve pozitif bir ortamda büyütmeye
çalışın, Kızgınken, sinirliyken kucağınıza almamaya çalışın ve ona sınırsız
sevginizi gösterin.
Öpün koklayın ve bilin ki bu günler çok çabuk geçecek ve
bilin ki çok çabuk büyüyorlar.
Bazı anne ve babalar çocuklarını çok sevdikleri halde bunu ifade edemez ve
gösteremezler.
Neden ? Ne zaman göstereceksiniz?
Tanrı'nın verdiği bu armağana sevgiyi en güzel şekilde göstermemiz bir şükür
ve teşekkür değil mi ?
Beyin öyle bir güçtür ki ,
insan beyin gücünü kullanarak isterse kendini felç de edebilir, öldürebilir
de, kanserini de yenebilir.
Yeter ki beynini şartlandırabilsin.
Beynimizde yaklaşık 13 milyar civarında sinir hücresi
vardır. Her bir hücre yaklaşık 7.3 kilo voltluk enerji açığa çıkarır.
Pratikte mümkün değil ama teorikte beyindeki tüm sinir hücrelerinin aynı
anda enerjilerini saldığını varsayalım, yaklaşık 350 milyon kilo voltluk bir
enerji açığa çıkar ki bu da büyük bir metropolün tüm elektrik ihtiyacını
karşılayacak güce sahiptir.
Size tıp kitaplarına girmiş bir olayı anlatmak istiyorum,
"Et taşımaya yarayan soğutuculu bir tren, temizlenmek için bir istasyonda
duruyor..
İşçiler vagonları temizlemeye başlıyorlar, işçinin biri bir vagonu
temizlerken diğer işçi o vagonu boş sanıp kapısını dışardan kilitliyor..
Biraz sonra tren hareket ediyor, ve bir durak sonra et almak üzere bir
istasyonda duruyor.
Kapalı kalan işçinin vagon kapısı açıldığında işçinin
donarak öldüğü görülüyor.
Fakat bir bakıyorlar ki, vagonun ısısı normal ısıda yani dondurucuya
geçirilmemiş.
Ama kapalı kalan işçi bunu bilmediği, donarak öleceğini sandığı için beyin
aynen donmanın şartlarını hazırlayarak,
donmanın tüm belirtilerek göstererek vücudunu buna uyduruyor.". .
Yani beyninizi olumlu şeylere kanalize edin .
Bazı insanlar vardır, hep konuşurken daha yaşasam
1-2 sene daha yaşarım diye konuşup sık sık bunu
tekrar ederler ve kendilerine adeta bir ölüm zamanı belirlerler.
Ben bu laftan çok korkarım ,eğer bunu inanarak söylerlerse beyinlerini öyle
bir şartlarlar ki , öyle bir kurgularlar ki gerçekten dedikleri zamanda
ölürler.
Bu yüzden kaç yaşında olursanız olun hep bir hedefiniz ve hayalleriniz olsun
ki uzun yaşayabilesiniz.
İnsan hayal ettiği müddetçe yaşarmış.
Ne doğru bir laf değil mi?
Dün bitti. Dünün tekrarı yok aynı rüyalar gibi.
Yarın, hiç bilmiyoruz, iyi şeylerde olabilir kötü de .
Ama şu anımı biliyorum,ayağı m kırık bu yazıyı yazıyorum ama eşim yanımda
çocuklarım sağ ve ben bu yüzden dünyanın en mutlu insanıyım ve yarınımı da
bilmediğim için bu anımı en iyi, en keyifli ve en pozitif şekilde
değerlendiririm.
Bilmediğim bir geleceği düşünerek de bu anımı zehir edemem.
Siz de böyle yapın ve hayatınızı birbirine karıştırmamak kaydıyla 3'e bölün.
Dün, bugün,yarın diye...
Biz ani stresleri çok severiz.
Çünkü ani streste vücutta Adrenokortikotrop hormon (ACTH) artar ve hafıza,
algılama, enerji süper olur.
Yani bu hormon strese karşı vücudun bir sigortasıdır.
Ama siz bu stresi kısır döngüye çevirirseniz yani sürekli beyninizde
kurarsanız, hep bunu düşünürseniz, gelen olumlu şeylerin hepsi geri gider.
Yani unutkanlıklar, enerji kayıpları, isteksizlikler, migren, mide-bağırsak
şikayetleri, uykusuzluklar, beyin tümörler, tansiyon iniş-çıkışları, vücudun
muhtelif yerlerinde uyuşmalar, mutsuzluk, hatta depresyon ,kalple ilgili
şikayetler ve kansere zemin hazırlamış olursunuz.
Bunları kendinize niye reva göreceksiniz ki ?
Akıllı, kontrollü ve olumlu olmak yeterli..
Eğer büyük bir strese girdiyseniz kendinize hobiler bulun, yani kafanızı
dağıtın.
Başka işlere kanalize olun ki stres yaratan faktörün etkisi az alsın veya
sevdiğiniz, sizi mutlu eden şeylerle uğraşın.
Bunları da yapamıyorsanız dua edin, duaların insanlarda yarattıkları mistik
etki onların pozitiflenmesini sağlar.
Ben evde sokakta bile hep iyilik diler ve hayır için dua ederim....
Saygılarımla,
*Prof. Yıldız Batırbaygil *
Kafadan geçen her düşüncenin bir talep olduğuna inanıyorum...
iyi şey ister güzel şeyler düşünürseniz cevabı aynen öyle gelir ,
Ama hep korku ve kuşkuyla yaşarsanız aynen bunları da çağırırsınız.
Trafik kazasından korkan insanlar hep kazaya uğrarlar. Eğer siz korkuyla
yola çıkar ve hep bunu beyninizde kurgulayıp etrafa negatif enerji
yayarsanız mutlaka şoföre kaza yaptırırsınız ama arabayı siz kullanıyorsanı z
ve böyle korkularınız varsa eğer sakın araba kullanmayın..
Çocuğuna aşırı korumalı ana ve babalarının çocuklarına hep bir şeyler olur
yani biri bir taş atsa bile gelir sizin çocuğunuzun kafasını bulur o zaman
siz şunu düşünürsünüz "onu kollayıp korumasam hep başına olumsuz şeyler
geliyor.
Neden acaba ? Bu tıpkı (yumurtamı tavuktan çıkar, yoksa tavuk mu)'yu
andırmıyor mu?
Öyle mutsuz bir toplum olduk ki birbirimize günaydın diyemiyoruz, bir araya
geldiğimizde hep olumsuz olaylar konuşuyoruz, biri bize nasılsın dese iyiyim
demeye korkar olduk, işler nasıl deseler, derhal şikayet etmeye ve her şeyin
kötü ve daha da kötüye gittiğini söylüyoruz, hastalıklarımızdan ve
ölümlerden bahsediyoruz yani dostlarla da sohbetin güzelliği , keyfi
kalmadı.
Hep para olmadığından yakınıyoruz sanki bunu soran bizden para isteyecekmiş
gibi. Aynen devam edin, neyi YOK diyorsanız, onu YOK etmeye devam edin,
sürekli şikayet edip etrafa olumsuz ve zavallı görünerek her şeyin
bereketini kaçırın, ayrıcada bu kadar mızırdanma sonunda dostlarınızı da
kaçırdığınızı fark edeceksiniz.
Sürekli param yok diyen insanlar paralarının bereketini öyle kaçırırlar ki
bir gün gelir birde bakarlar gerçekten paraları bitmiş ama bu bitiş ani
çıkan hesapta olmayan mecburi harcamalarda olabilir, sağlığa harcanması
gereken miktarlar da olabilir.
Hep hastayım diyen insanlar mutlaka hasta olurlar beyin şartlanmaya görsün
hangi hastalıktan korkup, çağırıyorsanız size onu getirir.
Allah zaten verilen nimetlere şükretmesini bilmeyen kullarından bu nimetleri
bir müddet sonra almaya başlar.
Çevrenize bakın örneklerini çok göreceksiniz.
Gelin bundan sonra Nasılsın diyenlere
ÇOK İYİYİM ÇOK ŞÜKÜR demekle işe başlayın.
Öyle bir toplum olduk ki karşımızdakini yargılamaktan sevmeye zaman
bulamıyoruz.
Oysa her yaşta sevgiye ihtiyacımız var.
Sevgi sunulmazsa sevgi değildir.
Neyi severseniz sevin ama içinizde yoğun sevgi duyguları olsun.
Birisine sevginizi söylediğinizde hareketlerle bunu pekiştirdiğinizde ona
öyle güzel bir enerji yollarsınız ki, onun mutluluğunun enerji şeklinde size
geri dönüşünden
aldığınız pozitifi başka hiçbir şeyde bulamazsınız.
Yeni bebeği olmuş bir anne eğer sıkıntıları varsa veya olumsuz bir kişiliğe
sahipse lütfen en olumlu olduğunda bebeğini kucağına alıp onu çıplak tenine
deydirsin.
Eğer bebeklerinizin huzurlu ve sağlıklı bir bebek olmasını
istiyorsanız onu sakin kavgasız gürültüsüz ve pozitif bir ortamda büyütmeye
çalışın, Kızgınken, sinirliyken kucağınıza almamaya çalışın ve ona sınırsız
sevginizi gösterin.
Öpün koklayın ve bilin ki bu günler çok çabuk geçecek ve
bilin ki çok çabuk büyüyorlar.
Bazı anne ve babalar çocuklarını çok sevdikleri halde bunu ifade edemez ve
gösteremezler.
Neden ? Ne zaman göstereceksiniz?
Tanrı'nın verdiği bu armağana sevgiyi en güzel şekilde göstermemiz bir şükür
ve teşekkür değil mi ?
Beyin öyle bir güçtür ki ,
insan beyin gücünü kullanarak isterse kendini felç de edebilir, öldürebilir
de, kanserini de yenebilir.
Yeter ki beynini şartlandırabilsin.
Beynimizde yaklaşık 13 milyar civarında sinir hücresi
vardır. Her bir hücre yaklaşık 7.3 kilo voltluk enerji açığa çıkarır.
Pratikte mümkün değil ama teorikte beyindeki tüm sinir hücrelerinin aynı
anda enerjilerini saldığını varsayalım, yaklaşık 350 milyon kilo voltluk bir
enerji açığa çıkar ki bu da büyük bir metropolün tüm elektrik ihtiyacını
karşılayacak güce sahiptir.
Size tıp kitaplarına girmiş bir olayı anlatmak istiyorum,
"Et taşımaya yarayan soğutuculu bir tren, temizlenmek için bir istasyonda
duruyor..
İşçiler vagonları temizlemeye başlıyorlar, işçinin biri bir vagonu
temizlerken diğer işçi o vagonu boş sanıp kapısını dışardan kilitliyor..
Biraz sonra tren hareket ediyor, ve bir durak sonra et almak üzere bir
istasyonda duruyor.
Kapalı kalan işçinin vagon kapısı açıldığında işçinin
donarak öldüğü görülüyor.
Fakat bir bakıyorlar ki, vagonun ısısı normal ısıda yani dondurucuya
geçirilmemiş.
Ama kapalı kalan işçi bunu bilmediği, donarak öleceğini sandığı için beyin
aynen donmanın şartlarını hazırlayarak,
donmanın tüm belirtilerek göstererek vücudunu buna uyduruyor.". .
Yani beyninizi olumlu şeylere kanalize edin .
Bazı insanlar vardır, hep konuşurken daha yaşasam
1-2 sene daha yaşarım diye konuşup sık sık bunu
tekrar ederler ve kendilerine adeta bir ölüm zamanı belirlerler.
Ben bu laftan çok korkarım ,eğer bunu inanarak söylerlerse beyinlerini öyle
bir şartlarlar ki , öyle bir kurgularlar ki gerçekten dedikleri zamanda
ölürler.
Bu yüzden kaç yaşında olursanız olun hep bir hedefiniz ve hayalleriniz olsun
ki uzun yaşayabilesiniz.
İnsan hayal ettiği müddetçe yaşarmış.
Ne doğru bir laf değil mi?
Dün bitti. Dünün tekrarı yok aynı rüyalar gibi.
Yarın, hiç bilmiyoruz, iyi şeylerde olabilir kötü de .
Ama şu anımı biliyorum,ayağı m kırık bu yazıyı yazıyorum ama eşim yanımda
çocuklarım sağ ve ben bu yüzden dünyanın en mutlu insanıyım ve yarınımı da
bilmediğim için bu anımı en iyi, en keyifli ve en pozitif şekilde
değerlendiririm.
Bilmediğim bir geleceği düşünerek de bu anımı zehir edemem.
Siz de böyle yapın ve hayatınızı birbirine karıştırmamak kaydıyla 3'e bölün.
Dün, bugün,yarın diye...
Biz ani stresleri çok severiz.
Çünkü ani streste vücutta Adrenokortikotrop hormon (ACTH) artar ve hafıza,
algılama, enerji süper olur.
Yani bu hormon strese karşı vücudun bir sigortasıdır.
Ama siz bu stresi kısır döngüye çevirirseniz yani sürekli beyninizde
kurarsanız, hep bunu düşünürseniz, gelen olumlu şeylerin hepsi geri gider.
Yani unutkanlıklar, enerji kayıpları, isteksizlikler, migren, mide-bağırsak
şikayetleri, uykusuzluklar, beyin tümörler, tansiyon iniş-çıkışları, vücudun
muhtelif yerlerinde uyuşmalar, mutsuzluk, hatta depresyon ,kalple ilgili
şikayetler ve kansere zemin hazırlamış olursunuz.
Bunları kendinize niye reva göreceksiniz ki ?
Akıllı, kontrollü ve olumlu olmak yeterli..
Eğer büyük bir strese girdiyseniz kendinize hobiler bulun, yani kafanızı
dağıtın.
Başka işlere kanalize olun ki stres yaratan faktörün etkisi az alsın veya
sevdiğiniz, sizi mutlu eden şeylerle uğraşın.
Bunları da yapamıyorsanız dua edin, duaların insanlarda yarattıkları mistik
etki onların pozitiflenmesini sağlar.
Ben evde sokakta bile hep iyilik diler ve hayır için dua ederim....
Saygılarımla,
*Prof. Yıldız Batırbaygil *
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)
