Önder Sav CHP genel sekreteri. Bu adamcağız Atatürk ün bize emanet ettiği pati olan CHP nin genel sekreteri. Geçen gün bu büyük insan, yaşlı adamla muhabbet ediyor. Kısaca anlatıyorum, Yaşlı amca Önder Sav a diyoki hacca gitmek istiyorum. Önder Sav ın kuLLadığı cümle şu,
-Ne o hacca gidip araplara paramı kazandıracaksın.
Yaşlı adam ne yapsın,
-E yaşım oldu 80 gitmek lazim.
Önder Sav devrede
-Aman ha gidersinde Muhammet bırakmaz seni.
Hepinizin anladığı gibi Muhammet diye bahsettiği kişi Peygamber efendimiz.
Bu adam CHP genel sekreteri ve böylesine büyük bir saygısızlığı kameralar önünde yapabiliyor. Büyük cesaret doğrusu. İşte Atatürkün emaneti olan CHP nin başındaki adamlar bunlar. Bitmedi tabiki, bir tane olay değilki. Bir başkası cıkıyor CHP millet vekili Hz. Muhammet iLe Atatürk ü kıyaslıyabiliyor.
Her Türk insanı Hz Muhammet ile Atatürk ün yerlerinin çok ayrı olduğunu ve kesinlikle kıyaslama konusu olamayacaklarını bilir.
Kim cahil ben anlamadım. Cahillik kavramının hangi kriterlerde ele alındığınıda anlayamadım.
ALLaH aşkına CHP yi biz geri kazanmak istiyoruz. CHP gibi bir partinin bu şaklabanların elinden kurtulup gerçekten Türkiyemize faydalı bir parti olmasını istiyoruz. YEter diyorum bırakın insanların inanışlarıyla uğaraşmayı, bırakın insanları sömürmeyi, Hele heleki Bırakın ATATÜRK ü o Kimsenin lideri diiL, O tamamiyle bizim yani TÜRK MİLLETİNİN lideri. Kimse tekeline alamaz ve insanlarıda istismar edemez.
Biz gerçek manada, DEMOKRATİK, LAİK, HUKUKUN işlediği ve Kimsenin Dini inanışlarına karışılmadığı bir Tükiye istiyoruz. LAİKLİK te bu değilmi?
Translate
21 Mayıs 2008 Çarşamba
ERKEKLER MELEKTiR MELEEEEKKK ! iSTE ERKEKLERiN BiRER MELEK OLDUĞUNUN KANITI !!!
Bir gün ormancının biri dalları nehrin üzerine sarkan ağacın dallarını keserken baltasını suya düşürür.
Aman tanrım' diye bağırdığında bir peri belirir ve 'Ne diye bağırıyorsun ?'der.Ormancı baltasını suya düşürdüğünü ve yaşamını sürdürebilmek için o baltaya ihtiyacı olduğunu söyler.
Peri suya dalar ve elinde bir altın balta ile tekrar belirir. 'Baltan bumuydu ?' diye sorar. Ormanci 'hayır' diye cevaplar.
Peri suya tekrar dalar ve bu sefer elinde gümüş bir balta ile tekrar belirir ve yine sorar. 'Baltan bu muydu ?'
Ormancı yine 'hayır' diye cevaplar.
Peri suya tekrar dalar ve bu sefer elinde demir bir balta ile tekrar belirir ve yine sorar. 'Baltan bu muydu ?' Ormancı 'evet' der. Ormancının dürüstlüğü perinin çok hoşuna gider ve baltaların üçünü de kendisine verir. Ormancı mutlu bir şekilde evinedöner.
Bir zaman sonra ormancı esiyle birlikte nehir boyunca yürürken karisi suya düşer.
Ormancı 'aman tanrım' diye bağırır. Peri yine belirir ve sorar: 'Ne diye bağırıyorsun ?' Ormancı' karim suya düştü der.
Peri suya dalar ve Jennifer Lopez ile birlikte geri döner.'Senin karin bu mu?' diye sorar. Ormancı 'evet' der. Peri sinirlenmiştir, 'Yalan söylüyorsun, gerçek bu değil' der. Ormancı 'özür dilerim peri, ortada bir yanlış anlaşılma söz konusu.
Eğer Jennifer Lopez için hayır deseydim bu sefer Catherine Zeta-Jones ile geri dönecektin, ona da hayır deseydim karımla dönecek ve her üçünü de bana verecektin.
Ben fakir bir adamım ve üç karimin sorumluluğunu taşıyabilecek durumda değilim. Jennifer Lopez'e evet dememin sebebi budur... Bu hikâyeden alınacak ders:
Ne zaman bir erkek yalan söylüyorsa bunun iyi ve saygın bir nedeni vardır ve bu başkalarının yararı içindir.
Kendimiz için bir şey istiyorsak ekmek çarpsın... :)
Aman tanrım' diye bağırdığında bir peri belirir ve 'Ne diye bağırıyorsun ?'der.Ormancı baltasını suya düşürdüğünü ve yaşamını sürdürebilmek için o baltaya ihtiyacı olduğunu söyler.
Peri suya dalar ve elinde bir altın balta ile tekrar belirir. 'Baltan bumuydu ?' diye sorar. Ormanci 'hayır' diye cevaplar.
Peri suya tekrar dalar ve bu sefer elinde gümüş bir balta ile tekrar belirir ve yine sorar. 'Baltan bu muydu ?'
Ormancı yine 'hayır' diye cevaplar.
Peri suya tekrar dalar ve bu sefer elinde demir bir balta ile tekrar belirir ve yine sorar. 'Baltan bu muydu ?' Ormancı 'evet' der. Ormancının dürüstlüğü perinin çok hoşuna gider ve baltaların üçünü de kendisine verir. Ormancı mutlu bir şekilde evinedöner.
Bir zaman sonra ormancı esiyle birlikte nehir boyunca yürürken karisi suya düşer.
Ormancı 'aman tanrım' diye bağırır. Peri yine belirir ve sorar: 'Ne diye bağırıyorsun ?' Ormancı' karim suya düştü der.
Peri suya dalar ve Jennifer Lopez ile birlikte geri döner.'Senin karin bu mu?' diye sorar. Ormancı 'evet' der. Peri sinirlenmiştir, 'Yalan söylüyorsun, gerçek bu değil' der. Ormancı 'özür dilerim peri, ortada bir yanlış anlaşılma söz konusu.
Eğer Jennifer Lopez için hayır deseydim bu sefer Catherine Zeta-Jones ile geri dönecektin, ona da hayır deseydim karımla dönecek ve her üçünü de bana verecektin.
Ben fakir bir adamım ve üç karimin sorumluluğunu taşıyabilecek durumda değilim. Jennifer Lopez'e evet dememin sebebi budur... Bu hikâyeden alınacak ders:
Ne zaman bir erkek yalan söylüyorsa bunun iyi ve saygın bir nedeni vardır ve bu başkalarının yararı içindir.
Kendimiz için bir şey istiyorsak ekmek çarpsın... :)
ARKADAŞLIK BASİT BİR KELİME DEĞİL
Savaşın en kanlı günlerinden biriydi. Asker en iyi arkadaşının az ileride, kanlar içinde yere düştüğünü gördü. İnsanın başını bir saniye siperden çıkaramayacağı gibi bir ateş altındaydılar. Asker teğmenine koştu hemen Komutanım, bir koşu arkadaşımı alıp geleyim mi? Delirdin mi? der gibi baktı teğmen... Gitmeye değmez oğlum, arkadaşın delik deşik olmuş. Büyük olasılıkla ölmüştür bile. Kendi hayatını da tehlikeye atma sakın! Ama asker o kadar ısrar etti ki, teğmen izin vermek zorunda kaldı. Peki, dene bakalım! Asker yoğun ateş altında fırladı siperden ve mucize eseri, arkadaşının yanına kadar gitti, yaralı arkadaşını sırtlandığı gibi taşıdı. Birlikte siperin içine yuvarlandılar. Teğmen koşup yaralıya bir göz attı ve nefes nefese bir kenara yıkılmış askere döndü, Sana hayatını tehlikeye atmaya değmez, dememiş miydim? Bu zaten ölmüş... Değdi Komutanım, değdi! dedi asker. Nasıl değdi, arkadaşın zaten ölmüş, görmüyor musun? Gene de değdi komutanım, çünkü yanına vardığımda henüz yaşıyordu... Ve onun son sözlerini duymak, dünyalara bedeldi benim için...Ve, hıçkırarak, arkadaşının son sözlerini tekrarladı:
Geleceğini biliyordum!
GELECEĞİNİ BİLİYORDUM!
Kalbimizde 'arkadaşlık' denilen bir mucize var. Nasıl olduğunu, nasıl başladığını bilemezsiniz. Ama bunun özel bir armağan olduğunu, Allah'ın bir lütfu olduğunu bilirsiniz.
Gerçekten de arkadaşlar nadide mücevherlerdir. Yüzünüzü güldürüp, başarmanız için cesaret verirler. Sizi dinlerler ve kalplerini açmaya hazırdırlar.
Tabikide her arkadaş için değil. Artık arkadaş lafı basite indirgenmiş. Arkadaş dediğin menfaat düşkünü ise arkadaştır.
Umut ediyorum ki ARKADAŞ kelimesini yine kazanırız.
Geleceğini biliyordum!
GELECEĞİNİ BİLİYORDUM!
Kalbimizde 'arkadaşlık' denilen bir mucize var. Nasıl olduğunu, nasıl başladığını bilemezsiniz. Ama bunun özel bir armağan olduğunu, Allah'ın bir lütfu olduğunu bilirsiniz.
Gerçekten de arkadaşlar nadide mücevherlerdir. Yüzünüzü güldürüp, başarmanız için cesaret verirler. Sizi dinlerler ve kalplerini açmaya hazırdırlar.
Tabikide her arkadaş için değil. Artık arkadaş lafı basite indirgenmiş. Arkadaş dediğin menfaat düşkünü ise arkadaştır.
Umut ediyorum ki ARKADAŞ kelimesini yine kazanırız.
Allah herkese böylesini nasip etsin!
anlayana...........
Yaşlı bir bey,sabah erkenden evinden çıkmış yolda ilerlerken,bir bisikletlinin çarpmasıyla yere yuvarlanmış ve hafif yaralanmış. Sokaktan geçenler yaşlı beyi hemen en yakın sağlık birimine ulaştırmışlar.Hemşireler pansuman yapmışlar,biraz beklemesini ve röntgen çekerek herhangi bir kırık veya çatlak olup olmadığını inceleyeceklerini söylemişler. Yaşlı bey huzursuzlanmış, acelesi olduğunu,röntgen istemediğini söylemiş.Hemşireler merakla acelesinin nedenini sormuşlar; 'Eşim huzur evinde kalıyor,her sabah birlikte kahvaltı etmeye giderim,gecikmek istemiyorum' demiş.Eşinize bir haber iletir,gecikeceğinizi söyleriz deyince, yaşlı adam üzgün bir ifadeyle 'Ne yazık ki karım alzheimer hastası, hiçbir şey anlamıyor, hatta benim kim olduğumu dahi bilmiyor' der... Hemşireler hayretle 'Madem sizin kim olduğunuz bilmiyor, neden hergün onunla kahvaltı etmek için koşuşturuyorsunuz?' diye sormuşlar... Adam buruk bir sesle; 'Ama ben onun kim olduğunu biliyorum' demiş...
Yaşlı bir bey,sabah erkenden evinden çıkmış yolda ilerlerken,bir bisikletlinin çarpmasıyla yere yuvarlanmış ve hafif yaralanmış. Sokaktan geçenler yaşlı beyi hemen en yakın sağlık birimine ulaştırmışlar.Hemşireler pansuman yapmışlar,biraz beklemesini ve röntgen çekerek herhangi bir kırık veya çatlak olup olmadığını inceleyeceklerini söylemişler. Yaşlı bey huzursuzlanmış, acelesi olduğunu,röntgen istemediğini söylemiş.Hemşireler merakla acelesinin nedenini sormuşlar; 'Eşim huzur evinde kalıyor,her sabah birlikte kahvaltı etmeye giderim,gecikmek istemiyorum' demiş.Eşinize bir haber iletir,gecikeceğinizi söyleriz deyince, yaşlı adam üzgün bir ifadeyle 'Ne yazık ki karım alzheimer hastası, hiçbir şey anlamıyor, hatta benim kim olduğumu dahi bilmiyor' der... Hemşireler hayretle 'Madem sizin kim olduğunuz bilmiyor, neden hergün onunla kahvaltı etmek için koşuşturuyorsunuz?' diye sormuşlar... Adam buruk bir sesle; 'Ama ben onun kim olduğunu biliyorum' demiş...
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)